100 yılın ikinci büyük felaketi: 85 milyon el ele ve Charlie Hepdo'nun alçaklığı

Bir felaket daha yaşadık.

Büyük bir felaket. Dünyada eşi görülmemiş talihsizlik. Art arda, 7,7 ve 7,6 büyüklüğünde iki deprem.

10 ilimizi, yaklaşık 14-15 milyon nüfuslu geniş bir coğrafyayı etkiledi.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, “Erzincan depreminden sonra bir asır içinde Türkiye’nin yaşadığı en büyük depremle karşı karşıyayız” dedi.

Depremin ilk anından itibaren devlet elindeki bütün imkânları seferber etti.

Ancak ilk depremin gecenin 4’ünde yaşanması, ulaşım yollarının tahrip olması, kimi hava alanlarının kullanılamaması, kar ve yağmur yağışı ilk saatlerde yardım çalışmalarını sekteye uğrattı.

Böyle bir depremde dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun, bu şartlar altında yapılabilecek olanlar bellidir.

Deprem uzmanlarının sürekli söylediği, “Deprem öldürmez binalar öldürür” sözünün doğru olduğu bir kez daha anlaşıldı. 1999 yılında çıkarılan deprem yönetmeliğine göre, 2000’den itibaren yapılan binaların büyük çoğunluğu ayakta kaldı. Yıkılanların yüzde 80’i 1999 öncesi yapılan binalardı.

İkinci büyük depremin, insanların evlerinde bulunmadığı, gündüz saatlerinde 13.30’da gerçekleşmesi bütün bu talihsizlikler içinde bir şanstı. Aksi halde depremin yıkıcı ve yakıcı etkisi daha da büyüyebilirdi.

85 MİLYON EL ELE VERMEKTEN BAŞKA ÇAREMİZ YOK!

Şu an itibariyle, 3 binin üzerinde vatandaşımız hayatını kaybetti. Bu sayının daha da yükselmemesi için dua ediyoruz.

Depremin ilk saatlerinden itibaren devlet ve millet harekete geçti. Devlet ve millet diyorum, çünkü ilk anda hayatta kalan depremzedeler, enkazda ulaşabildikleri insanları kurtarmaya başladı. Yardım ekipleri hızla felaket bölgelerine ulaştıktan sonra, binlerce insan enkaz altından çıkarıldı.

Her depremde olduğu gibi, arama-kurtarma ekipleri aç susuz, “Bir can daha kurtarabilir miyim” diyerek, hayatlarını hiçe sayarak, enkaz altında bir nefes aramaya devam ediyor. Onların moralini bozmak yerine cesaretlendirmek, yüreklendirmek ve minnettarlıklarımızı ifade etmek de bizlerin görevidir.

Sosyal medyada paylaşılan bir mesaj birlik ve beraberliğin önemini şöyle anlatıyordu: “Bu geceden itibaren Türkiye artık 10 ilden ibarettir. Diğer illerimizin kalbi, depremin gerçekleştiği 10 ildeki kardeşlerimizle birlikte atmaktadır. Büyüksün Türkiyem.”

Artık yapılacak tek şey felaket tellallarına fırsat vermeyerek, 85 milyon el ele verip, bu felaketin yaralarını sarmaktır. Şükürler olsun ki; Türkiye tüm bu zorlukları aşabilecek güçtedir. Şükürler olsun ki; Türk milleti geçmişte de olduğu gibi acıları paylaşacak, ekmeğini bölüşecek ferasettedir.

HÂLÂ SİYASET YAPMAYA ÇALIŞANLARI GÖRMEYİN, DUYMAYIN

1999 Kocaeli ve Düzce depremlerini hatırlayın. Felaketin boyutları o depremden çok daha fazla.

Eksik, yanlış, yapılan, yapılmayan daha sonra elbette konuşulur.

Şimdi yapılması gereken, devletin ve devletin kurumlarının etrafında kenetlenerek, felaketin çaresizliğini yaşayan kardeşlerimize omuz vermektir. Enkazdan bir tuğla almak, kaynayan kazanlarda bir kaşık çorba olma zamanıdır.

Bu acıyı, siyasete malzeme etmeye çalışanlar mutlaka olacaktır. Onları görmeyin, duymayın. Yaşanan her aksaklık karşısında suçlayacak birilerini aramak yerine, o aksaklığı giderecek olanlarla iletişime geçmek, yardımlaşmak, yol göstermektir bize düşen.

Ateş önce düştüğü yeri yakıyor. Ama biliyorum ki, ekranları başında milyonlar bu acıyı en derinden paylaşıyor. İlk geceden itibaren yardım paketlerini hazırlayıp bölgeye gönderen milyonlarca insan var.

Devlete güvenmekten başka yapılacak bir şey yok.

Acımız büyük.

Felaketin boyutları büyük. Herkes yaşadığı sıkıntıyı biliyor. Felaket bölgesinde ne acılar yaşandığını, ne çaresizlikler yaşandığını tahmin etmek zor değil. Ama adı üstünde felaket işte.

Ama şükürler olsun ki devletimiz de milletimiz de büyük.

Yapılması gereken en hızlı şekilde bu yaraları sarmaktır.

CHARLİE HEBDO’NUN ALÇAKLIĞI!

Geçmişte Peygamberimizle ilgili aşağılık karikatürler yayınlayan Fransız Charlie Hebdo dergisi, Türkiye’nin yaşadığı depremle ilgili de alçak bir karikatüre yer vermiş. Yıkılmış şehirlerimizin tasvir edildiği karikatürde, “Tank göndermeye gerek yok” ifadesi konulmuş.

İsveç’te Kur'an-ı Kerim yakılmasıyla belirginleşen İslam ve Türk düşmanlığını Charlie Hepdo da bir kez daha vurgulamış.

Binlerce insanın hayatını kaybettiği böyle bir felaket karşısında takınılan tavır, Türkiye ile ilgili düşünceleri de gün yüzüne çıkarıyor. Bir kez daha, “Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur” demekten kendimi alamıyorum. Biz bize yeteriz.