Bakan Soylu'dan tam kapanma uzamasıyla ilgili değerlendirme: Böyle bir değerlendirmemiz yok

Bakan Soylu konuk olduğu özel bir televizyon kanalında gündeme dair değerlendirmede bulundu. Tam kapanmanın 19 Mayıs'a uzamasıyla ilgili olarak "Gündemimizde böyle bir değerlendirme yok" dedi.

Google Haberlere Abone ol
Kaynak: tv100.com

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu 24 TV'nin canlı yayın konuğu oldu. Bakan Süleyman Soylu gündeme dair açıklamalarda bulundu.

Bakan Soylu'nun açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

- Salgınla mücadele sürecinde 4 temel ilke belirledik. Bu 4 temel ilke: Kamu düzeni ve güvenliğinin devamı, üretim ve tedarik zincirinin aksamaması, sağlık sisteminin devamı ve temizlik-maske-mesafe üçlüsünün temini"

- Derdimiz şu, Ramazan, yaz ve Kurban Bayramı, sosyal izolasyonda zorluk çekeceğimiz dönemler olacak. Tarımın en önemli dönemindeyiz. Tarımı devam ettirmemiz lazım. Ekonomik olarak hareketlenmemiz gereken dönemin arifesindeyiz.

- Türk halkını eve kapattık ama hepsi sağlığımız için. Milletimizden Allah razı olsun. Bu dönemde hepimiz yakınlarımızı kaybettik. Ben de yakınlarımı kaybettim. Tüm Türkiye olarak fedakarlıklarda bulunduk.

- Muhalefet bu istemezükçü tavrını şehir hastanelerinde de gösterdi. Bu hastaneler, Türkiye'nin sağlık sitemini ve alt yapısını, Dünya'nın ve Avrupa'nın sağlık sisteminde en güvenli ülkesi haline gelmesine sebebiyet verdi.

- Kapanma dönemlerinde büyük zorluklarla karşılaştık. Ben önceki kapanma döneminde de büyük zorluk çektik. Tüm halkımızdan evlerine kapanmasını istemek kolay değil. 

- Niye İçişleri Bakanlığı ikide bir genelge yayınlıyor denildi. 2 önemli husus var. Birincisi, ilk Hıfzıssıhha Kurulları karar veriyor. İkincisi, bizim pandemi eylem planımız var. Koordinasyon İçişleri Bakanlığı'na verilmiş, biz de kabinemizin aldığı kararları halkımıza duyurabilmek için bunu ortaya koyuyoruz.

Tam kapanma

- Tam kapanmanın 19 Mayıs'a uzaması konusunda böyle bir değerlendirmemiz yok.

- Toplumun bütün taraflarını dinliyoruz. Esnaf diyorlar ki, gıdayı anladık, temel ihtiyaç maddelerini anladık. Tabi sosyal medyada şey diyorlar, "Tarak yasak, Süleyman Soylu'nun saçları yok diye"

Alkol satışı yasağı

Alkol meselesi kendiliğinden çıkmış bir iş değil. Biz yaklaşık 2 ay gibi bir süre Avrupa'yı takip ettik. Bu bizim biraz da onları takip ederek, nasıl kapanıyorlar, hangi tedbirleri alıyorlar, bütün bunlar bizim için örnek ve öğretici oldu. Kendi tecrübelerimizle bunları pekiştirdik ve kendimize bir yol haritası belirledik. Türkiye'de her ay araştırma yapan bir araştırma şirketi var, bizi eleştiren mümkün olduğunca. Vatandaşımızın %75'i kısıtlama günlerinde alkol yasağı için "Ben bunu normal görüyorum" dedi. DSÖ demiş ki "Ben alkol tüketimiyle ilgili bilgilendirme yapıyorum. Alkolden kaçınarak sağlığınızı koruyun. Kimseyi riske etmeyin." Alkolün limitiyle ilgili bir uyarıda bulunuyor. Alkol kullanımı sırasında evde bile olsa sosyal mesafenin korunmama riski yüksektir diyor, temel derdi bu aslında. Ayrıca aile içi şiddetin alkol tüketimiyle arttığını söylüyor. Bunları ben söylemiyorum, DSÖ söylüyor. Bunu siyasallaştırmaya gerek yok, bu bir sağlık meselesi. "Bunlar bizim hayat standartlarımızı cezalandırmak istiyorlar" gibi bu dönemde yapılabilecek haksız bir eleştiri inanın ki bugün  bizim açımızdan, ülkemiz açısından da hiç uğramamamız gereken bir alan olmalıdır.

Şu haksızlık: Niye kapatmıyorsunuz diyenler bugün niye kapatıyorsunuz diyor. O gün niye kapatmıyorsunuz derken de samimi değillerdi, bugün niye kapatıyorsunuz derken de samimi değiller.

İmamoğlu'na soruşturma iddiası

Sayın İBB Başkanı diyor ki "Bizim memlekette gezerken insanlar eli arkasında gezer, bilinir". Ben de Karadeniz'in çocuğuyum. Bizim yollar rampadır, sağlam çıkmak için elinizi arkaya koyarsınız, doğrudur. Ama iki özellik vardır: Bir, büyüklerin yanında çocuklar ellerini arkaya koymazlar. İki, camilerde ve özellikle mezarlık yerlerinde eller arkaya konmaz. Saygı, edep ve terbiyedir. Büyüğümüze ve kutsal yerlerimize terbiye.

İBB Başkanı bu törende ne için var? İstanbul'un fatihi Fatih Sultan Mehmet Han için, orada onun kabrini ziyaret etmek, ona dua etmek için. Yani İBB başkanı sıfatıyla var. Tabii vatandaş bunu görünce saygısızlık olduğunu düşünüyor. Bu görüntüleri düşündükten sonra ben de saygısızlık olduğunu düşünüyorum. Böyle bir görüntü olamaz.

Bunun dışında başka bir şikayet var. Siz terör örgütünün desteklediği partiyi ziyarete gidip övüyorsunuz, 'Sizin görevden alınacak olmanızı kabul etmiyorum' diyorsunuz. Vatandaş onu da şikayet ediyor. Bu şikayetler bize 2 şekilde gelir. Bir, valiliklere. Biz bu şikayetleri değerlendiririz. İkinci olarak da savcılığa suç duyurusunda bulunulur, savcılık bunu işleme koyar. Bir kişiye özel bir durum söz konusu değildir. Burada bir soruşturma söz konusu değildir. Savcılığın yaptığı doğrudur. Kimse suçlu bulmasın. Kimse ayrıcalıklı, imtiyazlı değildir.

Bizim soruşturma izni vermemiz soruşturma açılması gerektiği anlamına da gelmez. Savcı soruşturma açmayabilir. Ben izin vermezsem açamaz ama.

Biz devleti birilerinin siyasi kazancına göre mi yöneteceğiz? Burası çadır devleti değil.

Birisi diyor ki "Ben seçildim, dokunulmazım, kanun bana  işlemez, yaparsan ben bunu siyasallaştırırım". Bir de "Ne uğraşıyorsunuz bu adamla, mağdur ediyorsunuz ya da meşhur ediyorsunuz" diye bize kızanlar var. Geçen yıl bu zamanlarda İBB izin toplamadan yardım toplama işine girişti. Peki biz ne yaptık? Yardım toplamasına izin verdik, toplanan yardımlara da el koyduk. Yerel mahkemeye başvurdu kaybetti, idari mahkemeye, Danıştay'a başvurdu kaybetti. Biz birtakım siyasal çıkarımlara göre bu devleti yönetirsek yarın bu devletin yerinde yeller eser. Biz hakikatin mağlubiyetine zemin açmayacağız.

Biz sessiz kalsaydık, 100 binin üzerindeki dernekler, belediyeler de 'Biz topluyoruz' diyeceklerdi. Biz  kuralları uygulamak zorundayız, birinin istifade edip etmeyeceğine göre uygulanmaz kurallar.

"Soruşturma izni vermem"

Neticede ne yapacağız? Böyle bir sonuç geldiği zaman, ben buna soruşturma izni vermem. Öbürüne vermek isterim, kayyumlara da gitti. Ona da vermek isterim. Ama biz hukukun temsilini ortaya koyuyoruz, belki de ona da vermemek gerekirse vermeyeceğiz. Üçüncüsü, devletin kuralları işleyecek. Biz bu incelemeyi yapmazsak devletin kuralları işlemez, vatandaş da 'Bu devlet beni kaale almıyor' der.

Bir otobüs meselesi vardı geçen sene. Bir yalan uydurdular, biz bunu adım adım araştırdık ve İBB'nin çok büyük bir yalan ortaya koyduğunu ispat ettik. Dava da açıldı. Fazilet Durağı meselesi... 'Bizi mağdur etmeye çalışıyorlar' dediler. Hollywood senaryolarını andıran bir yalanlar dizisi ortaya kondu. Benim bakan olarak görevim bunu ortaya çıkarmaktı, biz bunu ortaya çıkardık ve bunun yalan olduğunu herkes kabul etti.

Ses ve görüntü kaydı yasaklandı mı?

Karşınızdaki cephe, bir başbakanı yalanlarla beraber idam eden bir cephedir. Tonlarca altının uçakla kaçırıldığını ifade eden bir cephedir. Aynı tezhiratı devam ettiriyorlar.

Burada yeni bir şey yok. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esaslar kanunla düzenlenir. Biz genelgemizde bunu hatırlatıyoruz. Birisi sen işini yaparken seni ifşa ederse onunla ilgili koruma altına alırsın, ısrar ederse uzaklaştırırsın, yakalar, gerekli kanuni işlemi yaparsın. Biz polisimize diyoruz ki, Anayasa sana bu hakları vermiş. Kolluk kuvvetleri, birisi yanına gelir de seni çekmeye çalışırsa hem kişisel verileri koruma kanunu, Anayasa, hem TCK kendini koruma hakkı veriyor.

Fransa'da bu kanunun daha ötesi çıktı. Biz sadece var olan kanunları ifade ediyoruz. Bizimkisinin basın özgürlüğüyle de ilgisi yok. Polis bir trafik cezası yazıyor örneğin, birisi gelip çekiyor. Bu, kişisel verileri koruma kanununa aykırı. Kanun bunu yapamazsın diyor. Bunu gerçekleştirebilme hakkına sahip değilsin, ancak onun rızasıyla yapabilirsin. Bu, bütün vatandaşlar için geçerlidir.

Siz yukarıdasınız, polis aşağıda, siz yukarıdan aşağıya çektiniz. İzlediniz, takip ettiniz. Bunu takip etmenizde bir problem yok. Ama bunu işlerseniz, yani çekmek de işlemektir, sosyal medyaya koymak da işlemektir. Polis bununla ilgili suç duyurusunda bulunabilir.

Polis, 'Lütfen çekmeyin' diyecek. Israr ederse bu sefer polis vazife ve selayet kanunu devreye girecek, ilgili TCK'yla ilgili ona gerekli müeyyideyi koyacak. Bu Anayasa'da var zaten, herkesi için var.

Çektiği görüntüyü işlerse bu onun şikayet etme hakkını ortaya koyar. Hem çekiyor, hem işinizi engelliyor, hem bunu kesip biçiyor, burada başka bir mağduriyet oluşturuyor, sizi afişe ediyor. Bu kanun sizde var. Anayasa'nın 20. maddesi...

"Kamera çekmeden bugüne kadar adalet yok muydu?"

Sosyal medyada yapmadıkları kalmıyor. Bakın bu, 21. yüzyılda bir felaket. Hakaret ediyorlar, itibar suikastı yapıyorlar. Direkt olarak yöneticilere, itibarlı insanları ortadan kaldırmaya yönelik bir siyasal girişimdir. Geçmişte farklı yapılıyordu, şimdi farklı yapılıyor. Devlet nizamını, kamu düzenini ortadan kaldırmaya yönelik bir sistemdir.

Kılıçdaroğlu diyor ki "Bu, adaleti ortadan kaldırır." Yanına gelip kamera çekmeden bugüne kadar adalet yok muydu? Kanun ne deniyorsa bunu uygulamaya çalışıyoruz. Basın özgürlüğüyle ilgisi yoktur. Bir kamu görevlisinin kendisini ifşa etmeye çalışan birilerine karşı "Yapma kardeşim" deme hakkıdır. Arkadaşlar sizin böyle bir hakkınız var, kimseye zor kullanmayın ama kanun çerçevesinde bu Anayasa'ya, TCK'ya aykırı değil.

(Polisin kaba kuvvet kullanırken çekilmesi suç mudur?) Bence, işlenmesi suçtur. İnce bir nüans var, eğer bir hak kaybı olacaksa karşıdan bunu karşıdan çekebilme hakkına sahip olabilir.

Anayasa'nın 26. maddesi basın özgürlüğünü koruyor zaten burada. Biz yasama mercii değiliz. Var olan kanunlarla arkadaşlarımızı uyarmak zorundayız. Bu doğru bir hatırlatma. Onların kamu görevlerini engellemenin önünde bir anlayışımız var, bunu kanun olarak kullanabilirsiniz diyoruz. Gidin, kimsenin telefonunu alın demiyoruz.