BM'den korkutan iklim raporu!.. Türkiye de risk altında!

BM Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC), iklim değişikliğinin okyanuslar ve buzullara etkileri ile ilgili korkutan bir rapor yayınladı.

Google Haberlere Abone ol

Rapora göre deniz seviyesi 2100 yılına gelindiğinde yaklaşık 1 metre yükselecek. Türkiye'nin kıyı kesimleri de yükselen su seviyeleri nedeniyle risk altında.

Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 195 ülke tarafından onaylanan BM Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli'nin (IPCC) hazırladığı “Okyanus ve Kriyosfer Özel Raporu”nda sera gazı emisyonlarındaki artış sebebiyle gezegenin okyanusları, buzulları ve kar örtüsünde hızla artan değişimler tespit edildi.

Rapor, emisyonların hızla azaltılmadığı durumda, bu yüzyılın sonunda deniz seviyesinde yükselme, dağ buzullarında çöküş, deniz yaşamında önemli kayıplar ve şiddetli siklonlarda artış gibi sonuçlar öngörüyor. Dünyada okyanus ve kriyosfere (kar, buz, donmuş toprak tabakası) yönelik giderek artan tehditlere ve muhtemelen geri dönüşü olmayan değişimlere dikkat çeken raporda, uydu görüntülerine göre Kuzey Buz Denizi'nin seviyesinin ikinci en düşük düzeye (yaklaşık 2.1 milyon km2) gerilediği belirtildi.

Raporda yer alan bulgular şu şekilde...

“Okyanuslar 2100 yılı itibarıyla geçen yüzyıla göre 10 kat hızlı yükselecek. Bu 2100 itibarıyla deniz seviyesinde yaklaşık 1 metre yükselmesi anlamına geliyor. Deniz seviyesindeki yükselme, kıyılarda yaşayan milyonlarca insanın göç etmek zorunda kalmasıyla sonuçlanabilir. Küresel ısınma uzlaşıldığı gibi 1.5 derecede tutulsa dahi, sıcak sulardaki mercan resiflerinin yüzde 90'ı yok olacak. İçinde bulunduğumuz yüzyılda buz tabakalarında kitlesel erime bekleniyor. Grönland ve Antartika buz tabakası yılda 400 milyar tondan fazla suyu okyanusa bırakmak suretiyle eriyor. Emisyonlar azaltılmazsa 2100 itibarıyla bazı dağlık bölgeler üzerindeki buzulların yüzde 80'i kaybolabilir, birçok buzul ise tamamen yok olabilir. Emisyonların azaltılmaması yüzyıl sonuna kadar tüm dünyada okyanuslarda yaşayan hayvanların yüzde 15 azalmasına ve balık avlama potansiyelinin yüzde 24 düşmesine yol açabilir. Küresel ölçekte şiddetli yağış ve kuraklığa neden olan Pasifik Okyanusu'ndaki sıradışı yüzey sıcaklıklarını betimleyen El Nino'nun etkilerinin çok daha ciddileşeceği düşünülüyor.“

Greenpeace Akdeniz Okyanus Proje Sorumlusu Nihan Temiz Ataş da konuyla ilgili “Bu rapor dünyamız için kalan zamanın giderek daraldığının bir göstergesi. Okyanuslarımızın korunması için güçlü bir Küresel Okyanus Anlaşması'na ihtiyacımız var” dedi.

Raporun Türkiye'ye etkilerini değerlendiren Dr. Yeliz A. Yılmaz yaptığı açıklamada “Türkiye’nin kıyı kesimleri yükselen su seviyeleri nedeniyle risk altındayken, iç ve dağlık kesimleri ise azalma eğiliminde olan kar örtüsü nedeniyle iklim değişikliğinin etkileri ile yüzleşebilir. Dağlarda tutulan kar ve buz örtüsü bahar döneminde eriyerek nehirleri besler ve ekosistemler için hayati önem taşır. Öngörülen sıcaklık artışı ve yağış rejimindeki düzensizlikler sebebiyle, yarı kurak bölgelerdeki tarımsal sulama uygulamaları için su temininde problemler yaşanabilir. Keza hidroelektrik üretiminin de bu değişkenlikten etkilenmesi kaçınılmazdır. Su kaynaklarının azalması özellikle Türkiye’nin doğu ve güneydoğu bölgelerindeki sınır aşan suların diğer ülkelerle paylaşılması ile alakalı geçmiştekilere benzer potansiyel anlaşmazlıkların çözümünü daha da zorlaştırabilir” ifadelerini kullandı.

İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü'nden Dr. Noyan Yılmaz konuyla ilgili şunları söyledi...

“Akdeniz ve Güney Ege kıyılarımızda istilacı türler ekonomik olarak önemli yerel türlerimizin yerini çoktan aldı. Ekosistemdeki bozulma aşırı balıkçılık ile birleştiğinde balıklardan boşalan alanı denizanası türlerinin doldurduğunu görüyoruz ve bu geri dönüşü oldukça zor olan bir değişim. Günümüzde artık bu kadar bilimsel kanıt sunulmuşken iklim değişikliğini sınırlamak için fosil yakıtların kullanımını azaltmayı değil, bir adım ötesine geçerek iklimdeki bozulmayı yavaşlatmak için ne gibi önlemler almamız gerektiğini konuşuyor olmamız lazım”