Bölgesel gerçeklikler ve stratejik yaklaşım
"Terörsüz Türkiye Süreci", Türkiye'nin güvenlik politikasında çok boyutlu bir dönüşümü ifade etmektedir. Bu süreç, iç güvenliğin sağlanmasıyla sınırlı kalmayıp, sınır ötesi tehditlerin de etkili yönetilmesini, bölgesel istikrarın korunmasını ve diplomatik ilişkilerin yeni parametrelerle şekillendirilmesini de kapsamaktadır.
Türkiye son 40 yıldır terörle mücadelesini sınırlarının ötesinde de sürdürmek zorunda kalmıştır. Bu durum, özellikle PKK'nın zamanla farklı türev yapılar oluşturarak çok merkezli ve çok aktörlü bir tehdit haline dönüşmesiyle daha da karmaşık bir hâl almıştır.
Suriye'de PYD/YPG, Irak'ta ise KCK yapılanması çatısı altında faaliyet gösteren HRK, YBŞ ve YJŞ gibi PKK terör örgütünün uzantısı yapılar, ABD ve İsrail'in bölgedeki jeopolitik çıkarları doğrultusunda kullanılan hibrit araçlara dönüşmüştür.
PYD, 2003'te Suriye'de kurulduğunda siyasi bir yapılanma gibi lanse edilse de kısa sürede, silahlı kanadı olan YPG'nin doğrudan PKK'nın Kandil kadrosundan yönetildiği ortaya çıktı ve Suriye iç savaşını fırsat bilerek, kuzey Suriye'de bir terör koridoru oluşturma çabası içine girdi.
Türkiye bu girişimi Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekâtlarıyla durdurmaya çalıştı. Ancak ABD ve Batı ülkeleri, DEAŞ ile savaşan kara gücü olarak YPG'yi sahaya sürmesi, bu yapıya beklenmedik bir meşruiyet alanı açtı.
PYD/YPG konusu, Türkiye'nin terörle mücadelesinde sınır güvenliği ve doğrudan bir beka meselesi çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu bağlamda PYD/YPG silahlı ve dış destekli, etnik mühendislik temelli bir bölgesel proje olarak değerlendirilmektedir.
PYD/YPG elbette sınırın ötesinde kalmadı. Suriye'deki eğitim kamplarından gelen militanlar, Türkiye içinde Ankara, İstanbul, Mersin gibi büyükşehirlerde bombalı saldırılar düzenledi. Faili çoğu zaman PKK ya da TAK olarak gösterildi ancak PYD kampında eğitim aldıkları defalarca tespit edilen teröristlerin izi hep aynı kapıya çıktı.
Irak'ın kuzeyinde yer alan Kandil Dağı, PKK ve türevleri için adeta bir merkez, yine Sincar (Şengal), Mahmur, Gara, Metina, Zap, Avaşin-Basyan gibi bölgeler PKK'nın askeri ve lojistik üsleri olarak işlev görüyor. Özellikle Sincar'da kurulan YBŞ (Şengal Direniş Birlikleri) ve YJŞ (Şengal Kadın Birlikleri), PKK'nın yerel halk üzerinden devşirdiği yeni aparatlara dönüştü.
Irak merkezi yönetimin zayıflığı ve KDP ile yaşadığı siyasi, idari çekişmeler, PKK türevlerine bu alanlarda etki gösterme fırsatı sundu. Bu durumu bir güvenlik tehdidi olarak gören Türkiye, Pençe serisi harekâtlarla terör unsurlarına karşı etkili operasyonlar gerçekleştirdi.
Bugün itibarıyla Türk Silahlı Kuvvetleri, Irak'ın kuzeyinde yaklaşık 30'a yakın üs bölgesiyle sahada kesintisiz varlık gösteren ve terörle mücadelede sürekli askerî etkinliği olan tek düzenli ordu gücü konumundadır.
Diğer aktörler; Irak ordusu, Peşmerge güçleri veya uluslararası unsurlar ya sınırlı alanda faaliyet göstermekte ya da bölgedeki güvenlik boşluklarını doldurmakta yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle Türk Ordusu'nun sahadaki varlığı terör örgütleri üzerinde caydırıcı bir güç olarak belirleyicidir.
Genel tablo, KCK çatısı altında birleşmiş bir terör kümelenmesini gözler önüne sermektedir: PKK ana yapı olarak Kandil merkezlidir; PYD/YPG, Suriye koludur; PJAK, İran'daki uzantısıdır; HRK, Irak'ın kuzeyindeki dağ kadrosudur; YBŞ/YJŞ, Sincar'da devşirilen unsurlardır; TAK ise kent merkezlerinde sivil hedeflere yönelik eylemler gerçekleştiren bir cephedir.
Türkiye açısından tehdit artık terör eylemleriyle sınırlı değil; terör çok cepheli ve çok aktörlü bir güvenlik riski boyutuna ulaşmıştır. Aynı merkeze bağlı şekilde örgütlenmiş sınır içi ve sınır ötesi militan ağları, demografik mühendislik girişimleri, Arap ve Türkmen nüfusa yönelik baskılar, Türkiye'ye yönlendirilen göç dalgaları, ulusal ve bölgesel istikrarsızlıkların tetiklediği ekonomik ve sosyal yıkım, terörle mücadeleye ayrılan milyarlarca dolar kaynak ve toplumsal psikoloji üzerindeki tahribat...
İsrail'in PYD/YPG başta olmak üzere bazı bölgesel yapılarla siyasi, lojistik ve istihbarî düzeyde ilişki kurduğu bilinmektedir. Bu ilişkiler aracılığıyla İsrail, Akdeniz'den Irak sınırına kadar uzanan hattı kontrol ederek Türkiye'nin güneyinde bir etki alanı oluşturmayı ve kara sınırı hâkimiyeti tesis etmeyi hedeflemektedir.
Irak ve Suriye'deki güç boşlukları, terör yapılarının bölgede yayılmasına ve yerleşmesine zemin hazırlarken; Batılı müttefiklerin bu örgütleri meşrulaştırıcı tavırları, Türkiye'nin güvenlik mimarisine karşı yöneltilmiş bir meydan okumaya dönüşmüştür. Özellikle ABD'nin YPG'yi sahada "kara gücü" olarak kullanması ve İsrail'in bölgedeki örtülü işbirlikleri, artık terörle mücadelenin klasik güvenlik paradigmalarıyla yürütülemeyeceğini ortaya koymaktadır.
Türkiye, artık terörü sınır ötesinde karşılama doktrinini benimsemiştir. Irak ve Suriye'de yürütülen askerî ve istihbarî operasyonlar, Türkiye'nin bölgesel tehdit algısına karşı geliştirdiği jeopolitik reflekslerin bir sonucudur. Ancak bu mücadelenin kalıcı ve sürdürülebilir sonuçlar doğurabilmesi için ulusal ve uluslararası düzeyde siyasi adımların atılması, etkin kamu diplomasisinin devreye sokulması ve uluslararası hukuk normları çerçevesinde yeni bir boyuta geçilmesi gerekmektedir.
MHP lideri Başkanı Devlet Bahçeli'nin öncülüğünde başlatılan "Terörsüz Türkiye Süreci", bu bağlamda stratejik bir dönüm noktasıdır. Bu sürecin; terörle mücadelenin çok boyutlu yapısı dikkate alınarak, bütünleşik bir güvenlik politikası ile doğru değerlendirilmesi, Türkiye'nin bölgesel liderlik vizyonunun korunması, sınır güvenliğinin ve toplumsal huzurun sağlanması, jeopolitik denge unsurlarının yönetilmesi ve uzun vadeli ulusal çıkarların güvence altına alınması açısından hayati önem taşımaktadır.
Bu bağlamda, "Terörsüz Türkiye" hedefinin başarıya ulaşması, millet iradesinin birlik ve beraberlik ruhuyla tecelli etmesine, sürecin terör örgütleri ve destekçileri tarafından suistimale açık hâle getirilmemesine ve tüm paydaşların sürece ortak akıl ve kararlılıkla sahip çıkmasına bağlıdır. Bu mücadelede milli dayanışma, kurumsal eşgüdüm ve uluslararası meşruiyet unsurlarının aynı anda işletilmesi, kalıcı başarı için vazgeçilmezdir.