Büyürken içimizdeki çocuğu unuttuk

Zaman geçtikçe her şeyimiz değişiyor. Sadece yaş almıyoruz, her yeni yılda duygularımızı, heyecanlarımızı, renklerimizi içimizdeki çocukluğumuzu kaybettik.

Çocukken dünya anlamlıydı.

Gökyüzü daha maviydi, oyuncaklar daha değerli, hayaller daha gerçek… Şimdi ki çocuklar alınan oyuncağı hemen kırıyor üstelik üzülmüyor bile çünkü hemen yenisi alınacak.

Büyümek... Yükü ağır bir kelime aslında. Bir zamanlar hepimiz okul bahçesinde koşardık, hayallerimiz için masa başına otururduk. Şimdi o çocukların başka yükleri var, hepimiz o çocukluğu bir köşede unuttuk.

Her sabah aynı telaşla uyanıyoruz. Yetişmemiz gereken o işler bir türlü bitmiyor. Adımlarımız hızlandı ama ruhumuz geride kaldı. Zamanın hızına yetişelim derken yaşamayı unuttu bazılarımız. İçimizdeki o meraklı, neşeli hevesli çocuğu bıraktık.
Bir zamanlar sıradan şeylere bir anlam yüklerdik. Artık kötülüğe bile şaşırmaz olduk. Büyüdükçe toplumun kalıplarına sığdık.

Oysa içimizdeki çocuk hala bizimle. Onu yuvasından çıkarmak bizim elimizde.
Bir çocukla oyun oynadığında, gökyüzüne baktığında, lunaparka gittiğinde seksek oynayan amcaları gördüğünde anlarsın mutluluk senin elinde...

Kendimize vereceğimiz en büyük hediye ona sahip çıkmamız. Bir rüzgarın akışına kendini bırak, yokuşu gördüğünde tüm hızınla aşağıya koş. Büyümek, sandığımız kadar büyük bir şey değil aslında.

İçindeki çocuğu susturmadan birlikte büyüyebiliriz. Belki o zaman bu kadar kötülük olmaz. Dünya yeniden yaşanır hale gelir...