Deniz’lerin Yolu Bizi Nereye Götürür II

Bundan 14 yıl önce entelektüel dünyada şok etkisi yaratan bu başlıkla, bir yazı yayınlandı. Yazının sahibi eleştiride bulunduğu Deniz Gezmiş’in idam edildiği yaşa yakın bir genç olan Rasim Ozan Kütahyalı’ydı.

Z kuşağı onu henüz tanımadan önce siyasi köşe yazıları gündem yaratıyor, siyaset programlarının aranan ismi oluyordu.. Türk soluna çok ağır eleştiriler içeren bu yazısı ise ilk çıkış yaptığı köşe yazısı olup, çok uzun süre konuşuldu.

Kütahyalı yazısında özetle; 68 kuşağının aslında özgürlükçü sol düşünceler içermediği, bu kuşağın kendisinden önce gelen 60 darbesini desteklediği, tam bağımsızlık söylemlerinin altında ırkçı eğilimler bulunan milliyetçilik hatta nasyonalizm yattığını, yabancı düşmanlığından beslendiğini yazmıştı. Hatta Deniz Gezmiş’in babasına yazmış olduğu bir mektuptan alıntı yaparak bu mektupta; “küçüklüğümden beri evde devamlı kurtuluş savaşı anılarıyla büyüdüm ve o zamandan beri yabancılardan nefret ettim” dediğini belirtiyordu. 68 hareketinin mirasçılarının ise günümüzde Kürtleri ve Ermenileri de içimizdeki yabancılar olarak nitelendirip, ulusalcılık adı altında nefret edilecek yabancı toplumları genişletip, ırkçılık yaptığını söylüyordu.

Deniz’lerin, Mahir’lerin düşman olduğu yabancılar o günlerde emperyalist Amerikalılar, İngilizlerdi. 68 kuşağının mirasçıları ise Kütahyalı’nın yazısında detaylıca anlattığı üzere, Kürtleri ve Ermenileri yabancı olarak gördü. Ülke olarak son günlerde en çok konuştuğumuz konu ise yine yabancılar. Bu defa yabancı olarak kastedilen toplumlar Suriyeliler, Afganlar, Özbekler yani genel adıyla göçmenler.

Yoğun bir göç dalgası aldığımız gerçek. Kontrol altına alınıp geri göndermenin teşvik edilip, geri dönmeyenlerin ise sosyal entegrasyonunun sağlanması gerektiğini hep söylüyorum. Ancak son haftalarda Ümit Özdağ, partisinin tüm politikalarını göçmen düşmanlığı üzerine kurmuş durumda. Ne yazık ki sosyal medya dezenformasyonu sayesinde kendisine, azımsanmayacak destekçi de buluyor. Suçun şahsiliği prensibi diye bir şeyden bahsedebilenin vay haline…

Görüldüğü üzere Deniz Gezmiş’ler ile başlayan “yabancı düşmanlığı”nı önce ulusalcılar sahiplenirken, bugün ise yıllarını milliyetçilik için geçirmiş Ümit Özdağ, bu mirası devralıyor. Ulusalcılık ve aşırı milliyetçilik arasındaki çizginin, nasyonal sosyalizm ve faşizm arasındaki ince çizgi kadar olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.

Ümit Özdağ’ın bu sert siyasi politikalarına, aynı sertlikte cevap, Süleyman Soylu’dan geldi. Ümit Özdağ ise Soylu’yu adeta lise çıkışı kavgasına çağırır gibi teke tek düelloya davet etti. Ülkemizin geldiği siyasi tartışma seviyesi, gerçekten buram buram entelektüellik kokuyor.

Bir İnsan, Bir Dönem, Bin Günah

İmamoğlu Karadeniz’de bayramlaşma turu yaptı. Tura ise otobüste çekilmiş bir fotoğraf damga vurdu.

Özlem Gürses, İsmail Saymaz hatta Akif Beki’nin olması çok normal karşılanıyor. Tv100’ün flaş transferi Ertuğrul Özkök, İmamoğlu’nun yanı başında. En çok konuşulan isim ise Nagehan Alçı. İsmail Saymaz belki de son beş yıldır muhalif mahallenin sembol ismi. Ertuğrul Bey ise bir dönem Özal ile çok yakın ilişkileri olan, 90’ların sonu ve Ak Parti iktidarında ise genelde muhalif kesimde kalan bir isim. Nagehan Alçı’nın bu kadar tepki almasının en önemli sebebi ise yıllarca Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı destekleyip, aynı uçakta seyahat edecek kadar yakın bir isim olması.

İyisiyle kötüsüyle 2004’den 15 Temmuz 2016 yılına kadar bu ülke bir süreçten geçti. Bu sebeple bu 12 yıl çok labirentli bir yol. Bütün bu dönemin sevabını da günahını da tek bir insana yüklemek mertliğe yakışmaz. Hele hele Nagehan Alçı’ya tepkiyi yalnızca Rasim Ozan Kütahyalı’nın eşi olması sebebi ile gösteren her kim varsa ALÇAKTIR!