Diplomalı işsizlik ne zaman normal oldu?

Bu ülkede gençlere yıllarca aynı hikâye anlatıldı: Oku. Çalış. Sabret. Karşılığını alacaksın.

Aileler çocuklarını bu vaade ikna etti. Gençler hayatlarının en verimli yıllarını bu vaadin peşine koydu. Üniversite sınavlarına hazırlandılar, şehir değiştirdiler, borçlandılar, harçlıkla geçindiler, staj adı altında ücretsiz çalıştılar. Sonra mezun oldular. Ve bir sabah uyandılar ki ortada karşılık falan yok.

Şimdi milyonlarca üniversite mezunu ya işsiz ya da alanıyla ilgisi olmayan işlerde çalışıyor. Mühendis kasada. İletişim mezunu çağrı merkezinde. Öğretmen özel ders kovalamakta. Ama garip bir şekilde kimse sisteme bakmıyor.

Herkes gence dönüp aynı şeyi söylüyor:
‘Kendini geliştir.’ Peki neye göre? Hangi piyasaya göre? Kaç kişilik istihdama göre?

Bir ülkede aynı anda yüz binlerce insan ‘kendini geliştiriyorsa’ ama yine de iş bulamıyorsa, ortada bireysel bir eksiklik yoktur. Ortada planlama sorunu vardır. Eğitim-istihdam uyumsuzluğu vardır.

Ama bunları konuşmak zor. Çünkü sistemi eleştirmek yerine genci suçlamak daha kolay.

‘Bizim zamanımızda da zordu’ deniyor. Evet zordu. Ama bu kadar umutsuz değildi. Bugün gençler sadece işsiz değil. Aynı zamanda geleceksiz hissediyor.

Ev alamayacağını biliyor. Araba alamayacağını biliyor. Kendi hayatını kurmasının yıllar alacağını biliyor. Ve bu bilgiyle yaşamak, işsizlikten daha ağır bir yük.

Bu düzende kazananlar en çok okuyanlar değil, en çok katlananlar.