Alican Değer

Alican Değer

Kaynana Semra seçim yayınından fazla izlenmişti

Rahmetli babam daha önceden hazırladığı kurşun kalem ve saman kağıdı balyaları ile sabaha kadar ekran başında otururdu.

Siyah beyaz TRT ekranından geçen verileri tek tek kağıda aktarır, sonra üzerine yorumlar yapardı. Hasta Demirel’ciydi. Ondan öncesinde Menderes tabii ki. Bazen sevinir, bazen sinirlenirdi. Herhalde 70’li yıllar. Evet o zamanlar seçim yayınları sabaha kadar sürerdi. Hatta bitmezdi. 

Sonrasında bana kısmet oldu seçim yayını yapmak. Bir zamanlar, yani bu kadar haber kanalı olmadığı zamanlar “Büyük” kanallarda haber bültenleri hazırlayan bizler birbirimize girerdik. En çok reytingi almak için. Şimdi sizlere geçmişte benim de suç ortaklığı içine girdiğim seçim yayını “Puştluklarını” aklımda kaldığı kadar anlatmak isterim.

İlk aklıma gelen 90’lı yılların sonundan bir sahne. Kanal D stüdyosunda. Hazırlıklar tamam. Belki 20 bilgisayar yan yana. Her birinin başında bir adam. 10 parmak olmasa da en az 8 parmak yazabilecek serilikte. Sonra onlara servis verecek birer stajyer. Plan şu: Anadolu Ajansı verileri gönderecek. Entegre bir sistem olmadığı için bu veriler kağıda basılacak. Bu kağıtlar stajyerler aracılığı ile hızlı yazı yazan muhabirlere iletilecek ve onlar da bilgisayara girecek. Dolayısıyla veriler ekrana yansıyacak. Plan mükemmel. Ancak ortaya çıkan dev bir kaos. Bir tsunami  gibi üstümüze gelen veriler karşısında birbirine giren stajyerler, mükerrer veri girişleri, bir türlü ekrana yansıtılamayan ekran grafikleri.

Ve yine yanlış hatırlamıyorsam, “program bölme” fikrini biz bu çuvalladığımız seçim yayınında bulmuştuk. Fikir basitti. Prime Time’ı ne kadar çok programa bölersen, elbet birinin ortalaması ilk yüz içinde yükseklere çıkardı. (Sonraları cılkı çıktı bu fikrin. İki dakikada bir bölen bile gördüm.)

Aklımda kalan ilk çuvallama buydu. Sonrasındaki bir anı ise Show TV’den. Patron Mehmet Emin Karamehmet o zaman TMSF ile sıkıntıda. Anlayacağınız koca kanalda para yok. Entegrasyon işini iyi yapanlar doğal olarak iyi para istiyorlar. Bizimkiler “bu işi ucuza yaparız” diyen birilerini bulmuş getirmiş. Pek ikna olmadım ama yapacak bir şey yok. Çaresiz kabul ettim. Anlaştığımız bu “ucuz” ekip son ana kadar her şeyin yolunda gittiğini söyleyip durdu. Yine bir yerel seçim. (Yerel seçim yayını genel seçimden daha zordur. Parametre daha çoktur çünkü.)

Kavga dövüş biz yayına başladık. Veriler akıyor. Taa ki Kadıköy gelene kadar. Kadıköy’de partilerin aldıkları oylar verilirken bir anda bir partinin karşısında rakam yer alacakken dolar işareti (Hani üzeri dikine çift çizgili S işareti” verilmeye başlandı. “Belki” dedik, “Belki sadece bir kez olacak bir hatadır.” Ama yanıldık. Sonrasında başka ilçe ve partilerin karşında aldıkları oy yerine ha bire dolar işareti gelmeye başladı ekrana. Sanki anti kapitalist anarşist bir ajan içimize sızmış, şimdi moda olduğu deyimiyle subliminal mesaj veriyor. Bizi de yakacak. Çaresiz seçim yayınını bitireceğiz. Ancak büyük bir sorun var. Yayın yönetim nasılsa seçim yayını var diye hazırlık yapmamış. Yani yayını bitirsek yerine koyacak bir şey yok. “ne var” diye sordum. “Elinizde ne var?” “Kaynana Semra” dedi yayın şefi. Çaresiz Kaynana Semra’nın o hepinizin bildiği programını girdik yayına. Bilin bakalım ertesi gün reytingler nasıl geldi? Evet bence doğru tahmin ettiniz. Kaynana Semra tüm kanalların toplamından fazla reyting almıştı.

Tabii ki şimdi, başka bir zaman, başka bir iklim. Ama ne diyeyim, yaşadıkları insanda iz bırakıyor işte....

Diğer Yazıları