"Kerkük Türk'tür, Türk kalacaktır" sözü sadece slogan değildir

Türk yurdu yani “Gökyurt Konağı” olan Kerkük konusunu konuşurken öncelikle meselenin Kerkük değil, “Musul Vilayeti meselesi” olduğunu vurgulamak gerekir.

Birinci Dünya Savaşı'nda, Lozan Antlaşması ve sonrasında konuşulan konu ve meselenin, içinde Kerkük’ün de bulunduğu, “Musul Vilayeti” olduğunu tarihi belgelerden kolayca anlıyoruz.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin daha yeni kuruluğu günlerde “Musul Vilayeti” meselesi Türkiye’yi İngilizler ile neredeyse savaş noktasına kadar getirmişti.

1926 yılında anlaşma ile belirlenen “Brüksel hattı” da Musul sınırları idi. Türkiye’ye bu anlaşma ile verilen pay da Kerkük’ün de içinde bulunduğu Musul Vilayeti petrollerindendi.

Dolayısıyla değerli Zekeriya Kurşun Hocamızın da ifade ettiği gibi; “Erbil, Süleymaniye, Sincar, Tavuk, Tuzhurmatu, Telafer vesaire ve en önemlisi Kerkük de Musul Meselesi'nin içinde yer almaktadır. Bizim bu meseleyi küçük parçalara bölerek okuma lüksümüz yoktur. Coğrafya da, tarih de, bölgenin jeopolitiği de buna müsaade etmez. Zira coğrafya bu bölgenin kaderini bütünleştirmiştir.”

IRAK TÜRKLÜĞÜNE GİYDİRİLEN ATEŞTEN GÖMLEK VE ÇOK BOYUTLU KISKAÇ

Ancak bugün “Musul Vilayeti Meselesi” kapsamında Kerkük özelinde yaşananlara değineceğim.

Bilindiği üzere Musul Vilayeti dolayısıyla Kerkük, petrol zengini bir bölge olup, tüm güçlerin iştahını kabartan ve ele geçirme arzusu doğuran bir bölgedir.

Irak’ta, 2003 yılında Baas rejiminin devrilmesinin ardından tarihi Türk şehri olan Kerkük’e Erbil, Süleymaniye, Duhok ve Irak’ın kuzeyindeki birçok kırsal bölgeden IKYB, Kürt kanaat önderleri ve aşiret liderleri tarafından Kürt etnik kökenli vatandaş göç ettirilmiştir.

Bu hızlı ve ani uygulanan göç politikaları neticesinde Kerkük şehrinin nüfusu ve demografik yapısı da ani bir değişime uğratılmış, şehrin yönetimi de de facto olarak Peşmerge'nin eline geçmiştir.

Dahası Peşmerge, DEAŞ'ı bahane ederek 2014 sonrası (2017'ye kadar) Kerkük'te nüfusunu daha da artırdı. Irak Türkmen Cephesi (ITC) lideri Hasan Turan’ın 22 Kasım 2021 tarihli açıklamalarına göre Peşmerge:

- Şubat 2015'ten Ekim 2017'ye kadar ki süreçte, Kerkük'teki petrol kuyularından merkezi hükümetten bağımsız olarak günlük 400 bin varil petrol ihraç etti.

- Bu dönemde Kerkük'te Türkmen doktorlar, mühendisler, iş adamları ve varlıklı ailelere yönelik suikast, kaçırma ve şantaj eylemleri yaptı.

Hasan Turan, “Irak'taki merkezi yönetimin 2017 yılında Kerkük'teki idari ve güvenlik mekanizmasını ele aldığını ve Peşmerge'nin kentten çıkarılmasını sağladığını, Kerkük'ün güvenliğinin federal güçler tarafından sağlanmasından memnuniyet duyduklarını ve bunun da Kerkük'te yaşayan etnik gruplar için büyük bir güvence olduğunu” aynı açıklamasında ifade ediyor.

ITC Milletvekili ve aynı zamanda ITC eski Başkanı Erşat Salihi de şunları belirtiyor:

- Şehrin yönetiminin Peşmerge’de olduğu süre zarfında Kerkük’te yaşayan Türklerin can ve mal haklarına sistematik bir biçimde saldırılarda bulunuldu.

- Başta ITC kadroları olmak üzere birçok Türkmen kuruluşumuz Peşmerge yönetiminin haksız yönetim anlayışıyla mücadele etti.

- Peşmerge tarafından şehrin asıl sahipleri olan Irak Türklerinin arazilerine el koyuldu, öne çıkan Türkmen siyasi figürlere suikast saldırıları düzenlendi, sürekli olarak bir sindirme politikası yürütmeye çalışıldı.

PEŞMERGE’NİN KERKÜK’Ü KONTROL ETMESİ TÜRK VARLIĞININ SONU OLUR

Peşmerge güçlerinin Kerkük’ten kaçışının ardından Vali Yardımcısı olan Arap asıllı Rakan Al Jubouri, valiliğe atanmış, Türkmenlerin yönetimde daha çok söz sahibi olduğu ve şehri ilgilendiren kritik konularda Türkmenlerle istişare kanalının sürekli açık olduğu, nispeten çoğulcu bir yönetim anlayışına geçilmiştir. Yani Kerkük’te eskiye nazaran çok daha güvenli ve huzurlu bir yapı kurulmuştur.

Özellikle son yıllarda IKBY’nin (Irak’ın Kuzeyi Bölgesel Yönetimi) Peşmerge’nin Kerkük’e dönmesi yönünde Bağdat’a çok ciddi bir baskısının söz konusu olduğu görülüyor.

Hatırlarsanız, geçen yıl seçimler öncesindeki ortamdan istifade ile Peşmerge’nin Kerkük’ü ele geçirmesi için ciddi bir “hülle” oyunu planlanmıştı. Irak Başbakanı Mustafa Kazımi’nin imzaladığı emir ile Peşmerge’nin 20. Tugay Komutanlığı Irak Ordusu'na katılıyor ve Kerkük’ün güvenliği Irak Ordusu altında bu Peşmerge Tugayı'na veriliyordu. Yani uydurulan bu kılıfla Peşmerge Kerkük’e Irak Ordusu’nun bir parçası gibi 25 Kasım 2021’de girecekti.

Bu durumu hatırlarsanız geçen yıl kamuoyu gündemine @turkdegs vasıtasıyla taşımıştım. Aynı zamanda Sayın Erşat Salihi de gündem yapmış ve kamuoyu farkındalığı oluşmuştu. Altunköprü ve Kerkük yamaçlarına kadar gelen Peşmerge Tugayı Türk kamuoyunun baskısı neticesinde Kerkük’e girememişti

Irak’ta Türk varlığının korunması ve Peşmerge’nin Kerkük’ü işgaline karşı durma konusunda Irak Türkmen Cephesi en önemli kurum olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle parlamentoda Irak Türkmen Cephesi’nin Kerkük’ten tek temsilcisi olan Erşat SALİHİ, Bağdat’taki siyasi parti ve grup liderleriyle yaptığı görüşmelerle bunun nasıl bir infiale tekrardan yol açabileceği konusunda çok ciddi bir kamuoyu oluşturuyor.

IKYB IRAK ANAYASASI'NIN 140. MADDESİNİ TEKRARDAN GÜNDEME GETİREREK MUSUL VE KERKÜK’E SAHİP OLMAK İSTİYOR

Ancak Irak’ta yeni hükümetin kurulması ile birlikte Kerkük başta olmak üzere, Kürdistan Bölgesi idaresi dışında kalan tüm diğer Kürdistani bölgelerin statüsüyle ilgili olan 140’ıncı maddenin hayata geçirilmesi yeniden gündeme geldi.

Kürt taraflar, başından beri birbiri ardına Irak hükümetleri tarafından göz ardı edilen meseleyi, yeni hükümete katılım şartlarından biri olarak öne çıkarıyor.

Yani Irak Anayasası’nın 140'ıncı maddesinin tekrardan gündeme getirilmesi yoluyla Kerkük’ün Peşmerge kontrolüne girmesi yönünde yeni bir tehlike söz konusudur.

Irak Anayasası’nın 140. maddesi özetle “bölgelerin güncel statülerinin etnik nüfusa göre yeniden belirlenmesini” içeriyor.

Baas Rejimi'nin iktidar döneminde Araplaştırma politikası ile demografik yapısı değiştirilen bölgelerin güncel statülerinin nüfusa göre yeniden belirlenmesini sağlayan bu maddenin tekrar yürürlüğe girmesi Türkmenler için özellikle Kerkük bağlamında çok ciddi bir tehdit oluşturmaktadır.

2003 yılında şehrin kayıtlarını yok etmek için Tapu ve nüfus dairelerini yakan, buldukları hemen bütün boş arazileri hukuksuzca ele geçirip Irak’ın kuzeyinden göç ettirmek istedikleri insanlara bu arazileri teşvik unsuru olarak bedavaya veren Peşmerge yönetimi, 2003’ten 2017 yılına kadar şehrin demografik yapısını çok ciddi tahribata uğratmıştır.

2003 yılına kadar 850 bin civarında olan şehrin nüfusu bugünlerde 1 milyon 850 bine dayanmıştır ve bunun temelinde şehre dışardan getirilen göç yatmaktadır.

Bu sebeple şehirdeki nüfus sayısı sıralamasında Türkmenler geriye düşmüştür, 140'ıncı maddenin yürürlüğe girmesi Kerkük’ün yönetiminin tekrardan Peşmerge’nin eline geçmesi demek olacaktır.

HÜLLE OLMADI O ZAMAN ANAYASA MADDESİ EKLEME ŞANTAJI

Irak Anayasası'nın 140'ıncı maddesinin tekrardan gündeme getirilmesinin en önemli sebeplerinden biri Irak yeni hükümetinin birçok zor denge üzerine kurulmuş olması ve bu dengenin sürdürülebilir olması için çeşitli gruplara birçok taviz veriliyor olmasıdır.

Kerkük konusunda da Peşmerge’ye taviz vermesi muhtemel bir senaryo olarak Türkmenlerin karşısında durmaktadır.

Geçtiğimiz günlerde Türkmenlerin dahil edilmediği toplantılarda, 140'ıncı maddenin yürürlüğe girmesi konusunun görüşüldüğüne dair bilgilerimiz de mevcuttur.

Dolayısıyla bu tavizler çerçevesinde Peşmerge’nin Kerkük’ü ele geçirme amaçlarına hukuki bir dayanak üretilmeye çalışılmaktadır. Özetle demografik yapısı planlı bir şekilde değiştirilen şehirde 140'ıncı maddenin uygulanması ihtimali tamamen Irak Türklerinin aleyhine bir durumu meydana getirecektir.

Irak’ın Kuzeyi Bölgesel Yönetim Hükümeti tarafından gerçekleştirilen suni çatışmalarla IŞİD/DAEŞ tehdidi ve güvenlik zafiyeti algısı yaratılarak Peşmerge güvenlik gücüne ihtiyaç olduğu düşüncesi yayılmaktadır.

Bölgede Araplardan sonra ikinci en büyük nüfus, Kerkük’te ise asli unsur olan Türkmenler yıllardır sistematik şekilde yıldırma politikalarıyla hem Kerkük’ten hem de bölgeden temizlenmek istenmektedir.

Tüm bu gelişmelere karşılık ITC Başkanı Hasan Turan, “Millî varlığımızı savunmada gerekirse tırmandırıcı adımlar atabiliriz. Barışçıl gösteriler ve oturma eylemleri bunlara dâhil" şeklinde konuşmuştur.

PEKİ NE YAPMALI?

Türkmen şehirlerinde güvenliğin Irak Hükümeti’ne bağlı Türkmenlerden oluşacak birliklerle sağlanması tek çözümdür.

Ayrıca oluşturulacak bir heyet marifeti ile:

1- 2003 öncesi ve sonrasında kasıtlı olarak yapılan bütün demografik değişimlerin araştırılıp, tespit edilmesi ve bu kasıtlı değişimlerini bölge yönetimi üzerindeki etkilerinin kaldırılması,

2- Günümüze kadar yapılan bütün mal, toprak gasplarının tespit edip yargılanmaları için adli makamlara sevk etmesinin sağlanması öncelikle gereklidir.

Ancak bu şekilde Kerkük’ün asıl sahipleri tespit edilebilir. Aksi takdirde Tapu ve Nüfus Daireleri'ni ateşe verenlerin yüzleri daha dün gibi Türkmenlerin hafızalarındayken, Türkmenlere nüfus sayımı üzerinden bir dayatma yapılması asla kabul edilemez.

Bu noktada Türkiye’nin kararlı, net duruşuna ve Türkmenlere olan desteğine her zamankinden daha çok ihtiyaç vardır.

Gelinen noktada Kerkük’ün Türkmen yönetimi ağırlıklı özel bir federal bölge ilan edilmesi düşünülebilir.

Ayrıca Türk dünyasının Irak ve Suriye Türklerine desteği için gayret sarf etmemiz lazımdır. Türkiye’nin ve Türk dünyasının Irak ve hatta olabildiğince Ortadoğu siyasetini bölgede yaşayan Türkler (Türkmenler) odaklı yürütmesi çok önemlidir.

Türk dünyasının Türkmenlere olan desteğinin artması Türkmenlerin elini Irak’ta ve Suriye’de daha da güçlendirecektir. Aksi takdirde “yapay sınırların” öteki tarafında kaderini 100 yıldır Türkiye’ye ve Türklüğe bağlamış milyonlarca Türkmen, emperyal güçlerin desteğini ardına almış Arap ve Kürt gruplarının arasında her geçen gün daha da güç kaybetmeye ne yazık ki mahkûm kalacaktır.

LOZAN ANTLAŞMASI'NIN 16’NCI MADDESİ, BU TOPRAKLARIN KADERİNİ TAYİNDE TÜRKİYE’NİN ONAYINI GEREKTİRİR

Musul Vilayeti ve içindeki Kerkük konusu iç siyaset üstüdür. İktidarıyla, muhalefetiyle, herkes çok hassas olmalı ve gerekli tepkiyi vermelidir.

Türkiye’yi ve Türkleri, Atatürk’ün emaneti, Misak-ı Millî’nin ayrılmaz parçası Musul Vilayeti ve Kerkük için tek ses olarak ses vermeye çağırıyorum.

Lozan Antlaşması’na konu olan toprakların şimdi (yani antlaşma imzalandığı tarihte) ve gelecekteki kaderlerinin ilgili devletlerce belirleneceğini hükme bağlayan Lozan Barış Anlaşması’nın 16. Maddesi, Türkiye’yi bölgede meşru hak sahibi kılmaktadır. Çünkü Türkiye Osmanlı Devleti’nin halefi olarak her zaman ilgili devlet statüsündendir. Kıbrıs meselesine de Lozan’ın 16'ıncı maddesi gereğince dâhil olduğumuzu hatırlatırım. Yani Türkiye, Lozan’ın 16'ıncı maddesinden kaynaklanan haklarını Kerkük’te kullanmalı, Kerkük’te ve Musul Vilayeti'nde oldubittilere izin vermemelidir.

"Kerkük Türk’tür, Türk Kalacaktır" sözü sadece slogan olarak kalmamalıdır.