Alican Değer

Alican Değer

Siz deli misiniz?

Bu soru ile o kadar çok karşılaştım ki, inanın artık yoruldum. Herkes sanki aynı şeyi merak ediyordu. Neden “böyle bir zamanda” kanal kurduğumuzu.

Öncelikle sanki sektördeki büyük kanallar kurulduğunda memleket “İsviçre”ydi de biz
bilmiyorduk. Ve şimdi “Uganda” oldu haberimiz yok.

Bugün sizlere kimileri için “Delilik” bizim için ise “Normal” olan süreci anlatmak
isterim. Biraz masal, biraz gerçek tadında..

Her şeyden önce genç ve girişken bir patron bulmalısınız. Siz “bir yapalım” derken, o “üç
yapalım” demeli. Aslında böyle bir patronu bulduktan sonrası “kolay” diye düşünürseniz işte
burada yanılırsınız. Sonrasındaki cümle “Üç yapalım ama bir hızında” olunca işler karışıyor
doğal olarak.

Biz Tv100’ü tam 2 ayda kurduk. Ve buna 2000 metrekare inşaat dahil. Tam 47 kilometre
kablo çektik. 5 bin metrekare alçıpan yaptık. Tabii ki bir o kadar da duvar boyası. Bunları
yapınca ortaya bir televizyon çıktığını zannetmeyin. Bu yolla olsa olsa şık ve geniş bir mekan
elde edersiniz.

İçlerini envai çeşit elektronik aletle doldurmak lazım. Bu aletler öyle her yerde bulunur
türden de değil haa. Maliyetini bilen bilir. Hadi bu yüzlerce elektronik aleti aldınız, bunların
birbiriyle uyum içinde çalışmasını sağlamak da ayrı bir mesele. Hepsini ortaya koyup “Hadi
tanışın bakalım” deyince olmuyor bu iş. Binlerce kablo ucu, yine binlerce yuvaya girecek,
birbirleriyle aynı amaçta çalışmaları için “çöpçatan” yazılımlar olacak, yazılım yok ise
yazdırılacak.

Alçıpan ustaları ile elektronik mühendislerinin, yazılımcıların sırt sırta çalıştıkları bir süreçten
geçtik.

İyi de bu televizyon dediğinde bir şeyler de yayınlanmalı di mi? İçi nasıl dolacak? İşte bütün
mesele bu. Birbirinden değerli televizyoncularla anlaştık. Çoğunu tanıdığınız.

Ekran grafiğinden muhasebesine, şoföründen reklamına kadar binlerce kalem karar verdik.

Yanlış varsa düzelttik, doğru yaptıysak altını çizdik.

Sonunda 5 Mayıs Pazar’ı 6 Mayıs Pazartesi’ye bağlayan gece yarısı yayına başladık. Sanki
sihirli bir şey olmuştu. O binlerce kalem malzeme, o on binlerce metre kablo, yüzlerce cihaz
yetenekli ellerin becerisiyle bir araya gelmiş, vücut bulmuştu. Elekrikçi Hüseyin ustanın alın
teri, muhabirinkine, editörün göz ağrısı mutfak görevlimiz Türkan hanımın sırt ağrısına
karışmış ortaya adeta bir mucize çıkmıştı.

Çabamız, umudumuz, evimizden ayrı geçirdiğimiz zamanlarımız, tartışmalarımız,
gülüşmelerimiz, uykusuzluğumuz, yorgunluğumuz, tüm mesleki geçmişimiz, ete kemiğe
bürünmüş karşımızda duruyordu.

Umarım siz de beğenir, tadını çıkartırsınız.

Diğer Yazıları