Sömürgecilik, direniş ve kolektif bellek izinde dekolonize film günleri izleyiciyle buluşuyor!

World Decolonization Forum 2026’nın yan etkinlikleri kapsamında, 13-14 Mayıs 2026 tarihlerinde İstanbul Atlas Sineması’nda Dekolonize Film Günleri gerçekleştirilecek. Dokuz filmin ücretsiz olarak gösterime sunulacağı iki günlük program, sinema tarihinde iz bırakmış yapıtları seyirciyle buluşturuyor.

Sömürgecilik, direniş ve kolektif bellek izinde dekolonize film günleri izleyiciyle buluşuyor!

Dekolonize Film Günleri; Kıbrıs’ın bölünmüş hafızasından Avustralya’daki “Çalınan Nesil”
trajedisine, 18. yüzyıl Güney Amerika’sındaki yerli direnişinden Myanmar’da Rohingya
halkına yönelik işlenen soykırıma kadar sömürge tarihini, kültürel hafızanın yok edilmesini,
yerinden edilme ve direnişi sinema aracılığıyla görünür kılıyor.

Tarihsel hafıza ile toplumsal adalet arasındaki ilişkiyi farklı dönemler ve hikâyeler üzerinden
işleyen seçki, sömürge düzeninin bireyler ve toplumlar üzerinde bıraktığı siyasal, kültürel ve
insani etkileri beyaz perdeye taşıyor. Program, geçmiş sömürge pratikleri ile günümüzde
ekonomik, kültürel ve dijital alanlarda devam eden benzer güç ilişkileri arasında eleştirel bir
bağ kurmayı amaçlıyor.

Program, 13 Mayıs’ta Derviş Zaim’in, Kıbrıs’ın bölünmüşlüğü içinde bir toplumun hafıza,
kimlik ve iyileşme arayışını işlediği Çamur (2003) filmiyle başladı. Ardından Roland
Joffé’nin Misyon (The Mission, 1986) filmi, 18. yüzyıl Güney Amerika’sında yerli halkların
sömürge düzeni altında verdikleri varoluş mücadelesini İspanya ve Portekiz arasındaki tarihî
gerilim üzerinden ele alacak. Gösterimler, Phillip Noyce’un Avustralya’daki Aborjin
çocukların ailelerinden koparılarak asimile edilmelerini konu alan Çit (Rabbit-Proof Fence,
2002) filmiyle devam edecek.

Günün ilerleyen saatlerinde İran sinemasının önemli yönetmenlerinden Majid Majidi’nin
Güneşin Çocukları (Khorshid, 2020) filmi izleyiciyle buluşacak. Film, çocuk emeği,
yoksulluk ve toplumsal eşitsizlik meselelerini Tahran’ın kenar mahallelerinde yaşam
mücadelesi veren çocuklar üzerinden anlatıyor.

“Süper Kahraman Filmleri Bile Dünyayı Kurtaran Batı İmajı Çiziyor”

Dekolonize Film Günleri açılışı kapsamında 13 Mayıs’ta gerçekleştirilen “Ekranı Dekolonize
Etmek” başlıklı özel panelde yönetmen Majid Majidi, yapımcı Mehmet Bozdağ ve panelin
moderatörlüğünü üstlenen yönetmen Faysal Soysal; sinemanın toplumsal hafızayla kurduğu
ilişkiyi, kültürel temsil meselesini ve sömürgeci bakışın anlatı dili üzerindeki etkilerini ele
aldı. Batı merkezli anlatıların Doğu toplumlarını çoğu zaman “egzotik”, “çatışmalı” ya da
“mağdur” imgeler üzerinden temsil ettiği vurgulanırken, buna karşı “içeriden” kurulan bir
sinema dilinin önemi öne çıktı.

Konuşmalarda, yerel hikâyelerin evrensel bir vicdan diliyle nasıl buluşabileceği, kültürel
hafızanın sinema aracılığıyla nasıl korunabileceği ve küresel dijital platformların giderek
birbirine benzeyen anlatı kalıplarına karşı özgün hikâye üretmenin imkânları tartışıldı.
Majid Majidi’nin filmlerinde öne çıkan çocuk bakışı ve umut duygusunun, “mağduriyet
estetiğine” karşı güçlü bir anlatı biçimi sunduğu ifade edilirken; Mehmet Bozdağ ise farklı
coğrafyalarda ilgi gören yapımların, kendi kültürel köklerinden kopmadan evrensel bir
karşılık bulabileceğine dikkat çekti.

Birleşmiş Milletler’de sürekli terörizm, insan hakları ve demokrasi kavramlarının dile
getirildiğini belirten Majidi, Batı’nın bu hakları diğer halklar için uygulamadığını ve bu
kavramların adeta rehin alındığını belirtti. Bu kavramların sinema alanındaki yansımasını şu
sözlerle örneklendirdi: “Kültür alanında Hollywood’un yaptığı filmlere bakın; bu yapımlar
çoğu zaman Batı’nın kendi politikalarını meşrulaştıran anlatılar üretir. Her zaman ‘Batı
kurtarıcıdır’ fikri işlenir. Süper kahraman filmleri bile insanlığı kurtaran bir Batı imajı çizer.”
Bu nedenle çocuklara tarihimizi ve kimliğimizi öğretmemiz gerektiğini vurgulayan Majidi,
“Bugün bize bombalarla ya da füzelerle değil, kültürümüzü, değerlerimizi ve hafızamızı
unutturarak geliyorlar. Ben de yaptığım filmlerde kendi kültürümüzü ve insani değerlerimizi
anlatmaya, insanı özünden ele almaya çalıştım.” dedi.

Panelin moderatörü Faysal Soysal bu durumu “Televizyon hafıza yaratmaz. Televizyonda
görüp geçtiğiniz şeyleri unutursunuz. Ama sinema hafıza ve kimlik yaratır. Bugün birilerine
veya bir şeylere ilişkin sahip olduğumuz olumlu ya da olumsuz imajların arkasında, doğrudan
ya da dolaylı olarak sinemanın büyük etkisi vardır.” sözleriyle değerlendirdi.
Sinemanın yalnızca hikâye anlatmadığını, hafıza kurduğunu ve kimlik inşa ettiğini belirten
Faysal, bu yüzden sömürgeleştirilmiş zihinlerin arkasında da çoğu zaman sinema gibi kültürel
üretim araçları olduğunu belirtti.

Panelde ayrıca, günümüz seyircisinin hız ve tüketim odaklı dijital içerik düzenine rağmen
hafıza, vicdan ve insan onuru etrafında şekillenen derinlikli hikâyelere hâlâ ihtiyaç duyduğu
vurgulandı. Bu derinlikli hikâyelerin tarihten beslenmesi gerektiğini belirten Mehmet
Bozdağ, “Tarihe hâkim olan, tarih şuurunu yok ederek sömürgeciliğini sürdürüyor. Dünyayı
ve gündelik hayatı kendi kimliğimiz çerçevesinde, kendi ruhumuzla yeniden tasarlamak
mecburiyetindeyiz.” dedi. Bozdağ, kendi hikâyemize inanarak üretilen hikâyelerin dünyanın
her yerinde karşılık bulduğunu ekledi. “Eğer o “temiz hikâyeleri” anlatmazsak, aslında
kendimizi de kaybediyoruz. Bu mesele 5.000 kişinin ya da 80 milyonun değil, doğrudan
hepimizin meselesi.” diyerek bu hikâyelerin farklı toplumların temsili için önemli bir rol
oynadığına vurgu yaptı.

Panelde katılımcılar, sinemanın estetik bir üretim alanı olmakla sınırlı kalmadığına, kültürel
hafızayı koruyan ve sömürgeci anlatılara karşı alternatif bir düşünme biçimi geliştiren
güçlü bir ifade alanı olduğuna dikkat çekti.

Dekolonize Film Günleri 14 Mayıs’ta da Atlas Sineması’nda çeşitli filmlerin gösterimleri ile
gün boyu devam edecek.