Muhterem Nur hayatını kaybetti

Uzun süredir tedavi altında bulunan Müslüm Gürses'in hayat arkadaşı Muhterem Nur, bu sabah 06,30'da tedavi gördüğü İstinye Devlet Hastanesi'nde hayatını kaybetti.

Google Haberlere Abone ol

Tedavisine Bakırköy Sadi Konuk Hastanesi'nde devam edilen Muhterem Nur, dün sabah gözlerini açarak kendini iyi hissettiğini ve eve gitmek istediğini söyledi.

Eve gitmesine izin verilmeyen Muhterem Nur, bu gelişme üzerine İstinye Devlet Hastanesi'ne sevk edildi. Ancak Nur, bu sabah hayata veda etti.

Muhterem Nur'un naaşı, hayat arkadaşı Müslüm Gürses'in yanına defnedildi... Korona virüs önlemleri nedeniyle cenaze törenine kalabalık katılım yapılmadı.

Muhterem Nur kimdir?

Muhterem Nur'un hayat öyküsü 1932 yılında başladı... Bu öykünün başlangıcı da çok zordu, gelişme bölümü de kolay olmadı. Muhterem Nur, hayatının aşkı Müslüm Gürses'i yedi yıl önce kaybetmişti. İki sevgili şimdi kavuştu...

Takvimler 1932 yılını gösterirken bugünkü Makedonya sınırları içinde dünyaya geldi Muhterem Nur. Zor hayatı o daha dünyaya gelmeden başlamıştı. Annesi henüz öğrenciyken evli olduğunu bilmediği bir öğretmeniyle romantik bir ilişki yaşadı. Hamile kaldı ancak ona sahip çıkan kimse olmadı. Annesi Şira'nın hamile olduğunu öğrenince babası onu bir mahzene kilitledi. Muhterem Nur, penceresi bile olmayan bir mahzende dünyaya gözlerini açtı.

Cami avlusuna bırakıldı, ölüme terk edildi

Annesini daha doğar doğmaz kaybetti Muhterem Nur. Bebekken ebesi Raziye Hanım'ın insafına terk edildi. Raziye Hanım onu önce bir caminin avlusuna bıraktı. Sözün kısası daha bebekken kış günü ölüme terk edildi. Ama sonra yaptığını içine sindiremeyen Raziye Hanım, geri dönüp onu aldı ve bebek sahibi olmak isteyen dul bir kadına sattı. Annesi doğum yaparken olup biteni gören teyzesi bebeğin isminin Olga konulmasını istemişti. Hayatının ilk yıllarında bu isimle anıldı Muhterem Nur.

Hayatı kitap: Ömrümce ağladım

Muhterem Nur'un filmlere konu olacak olaylarla dolu olan hayatı Ömrümce Ağladım adlı kitaba konu olmuştu. Gülsen İşeri tarafından kaleme alınan kitabın yazılmasına neden razı olduğunu da şu cümlelerle anlatmıştı Muhterem Nur: "Biliyorsunuz, insanlar unutuluyor. Böyle bir kitap yazdığım zaman belki 20-30 sene sonra arkadan gelenler bizi hatırlar, belki “Bir Muhterem Nur varmış” der. Yeğenlerim çocuklarına anlatır."

Ne anne, ne de baba...

Nur ne annesini tanıdı ne babasını hayatı boyunca. Babasını da hiç merak etmediğini o röportajda şöyle anlatmıştı: " Ben dünyaya doğmakla hata yapmışım. Veya beni doğuran hata yapmış. Annem okul zamanında hocasıyla bir arkadaşlık kuruyor. Evli bir adammış. Ben onun resmini bile görmedim. Babamı hiç merak etmedim. ünkü annem 16 yaşında onun yüzünden ölmüş. Eğer anneme sahip çıksaymış, “Ben evliyim, çocuğum var” diye doğruyu söyleseymiş annem ölmeyecekmiş. Kim olsa o yaşta âşık olur. Bir de üstelik hamile kalmış.

Muhterem Nur kendi dünyaya gelişini ve ölümden dönüşünü de şöyle anlatmıştı: "Evet, düşünün. Camı penceresi olmayan, hava almayan bir yere. O günden sonra annem Şira, mahzenin soğuğuna mahkûm oluyor. Ablalarının gizli gizli verdiği yemekler dışında boğazından tek bir lokma geçmiyor. Altı ayı doldurmak üzereyken sancısı tutuyor. Çığlıkları mahzeni inletiyor. Evdekiler yılbaşı gecesi olduğu için sofradalar. Teyzem Şivga şarap alma bahanesiyle kardeşine bakmak için mahzene iniyor. Annem yerde yatıyor, ben doğuyorum. Ailenin ebesi Raziye’yi çağırıyorlar. Büyükbabam ona diyor ki, “Al bunu, karların ortasına bırak”.

Zor geçen çocukluk

Muhterem Nur, çocukluğunun bir kısmını Makedonda'ya geçirdi. O henüz küçükken teyzeleri Türkiye'ye göç etti. Onun Türkiye'ye gelmesi için ise birkaç yıl daha geçmesi gerekti. İkinci Dünya Savaşı'nın en yoğun günlerinde bir kamyonda Türkiye'ye kaçırıldı ünlü oyuncu. Gelin o günleri yine onun verdiği röportajdan kendi anlatımıyla dinleyelim: Türkiye'ye geldiğinde Muhterem Kısa adıyla nüfusa kaydettirildi. Okul hayatı da zorlu geçti, dışlandı. Teyzesinin arkadaşına gittiği bir gün sokakta saklambaç oynarken tecavüze uğradı. Nur şöyle anlatmıştı o dönemi de: “Saklambaç oynuyorduk. İnşa edilmekte olan duvara yüzümü dönüp saymaya başladım: “1-2-3…” Bir sessizlik oldu. Yavaşça arkama döndüm. Karşımda dev gibi bir adam gördüm. Tam bağıracakken, yüzüme sert bir tokat indirdi. Elleriyle ağzımı kapattı. Ne kadar çırpınsam da fayda etmedi. Henüz 12 yaşındaydım ve evet tecavüze uğradım. Balat hastanesinde gözümü açtım. Beni gecekonduları için toprak almaya gelen kadınlar bulmuş. Bir bakıyorlar, iki tane ayak, belden aşağı bir çocuk. Bayılmışım, herhalde kafamı taşa vurmuşum. Kendime geldiğimde çok utandım. Okula gidemedim.”

Ve Yeşilçam

Muhterem Nur, Eyüp'te ilkokulu bitirdikten sonra 14 yaşında yine aynı semtte bir dokuma fabrikasında çalışmaya başladı. Bu sırada bir subay ile evlendi ve bir çocuk sabihi oldu. Yeşilçam serüveni ise daha sonra başladı. Nur, hayatını değiştiren olayların başlangıcını ise yine o röportajda şöyle anlatmıştı: " Gazetede ‘artist aranıyor’ ilanını görmüştüm. Otobüse bindik, gittik. Ağa Cami önünde bir adamla karşılaştık. Bir sağıma bir soluma baktı, “Çok güzel burnunuz var” dedi. Korktum. Eyvah beni kaçıracaklar diye düşündüm. Adam dedi ki, “Ben sanatçıyım, senaryom var”. Ertesi gün giyinip tek başına film şirketine gittim. Ve filmlerde oynamaya başladım."

Yaşadığı mahallede oturan sahne sanatçısı Yıldız Hanım’la Beyoğlu’na gittikten sonra büyülendi, arkadaşı Zeren’le ikinci kez gittiğinde de hayatı değişti. Gazetedeki ‘Artist aranıyor’ ilanı için gittiği Ağa Cami önünde karşılaştığı adam onu ilk filmine alarak yepyeni bir yol açtı. Bu yolda da elbette önüne pek çok engel çıktı. Ünlü yapımcı, yönetmen ve senarist Memduh Ün’le yaşadığı aşk onu bir çıkmaza sürükledi. “Ayrılırsan şöhretin biter” diyen Memduh Ün’ün kendisini Ahmet Mekin’den, Kenan Pars’tan, Fikret Hakan’dan kıskanarak hırpaladığını anlatan Muhterem Nur, film kadrosuna alınmadığında gerçeklerle karşılaştı. Kadroya Fatma Girik alınmıştı ancak Muhterem Nur hiç üzülmemişti, çünkü ayrılmayı başarmıştı.

İlk film

İlk film teklifini 1950'lerin başında Muharrem Gürses'ten aldı. Yıldızlar Revüsü filminde figüran olarak sinema hayatına 1951'de başladı. İkinci filmi ise (1952), Osman Seden'in yönettiği "Kanun Namına"ydı. Bu filmlerdeki adı Aysel Utku'ydu. Daha sonra Ümit Utku'nun önerisiyle Muhterem Nur ismini kullanmaya başladı. Boş Beşik, başrol oynadığı ilk film oldu. 1958 yapımı "Üç Arkadaş", Muhterem Nur'u "yıldız" sınıfına taşıdı. Fikret Hakan, Salih Tozan ve Semih Sezerli gibi üç "dev" oyuncu ile başrolü paylaştı.Nur daha sonra sinemada umduğunu bulamayınca dansöz ve şarkıcı olarak sahne almaya başladı. Nur 1970’li yıllarda küçük gazinolarda ve turne ekipleriyle çalıştı.

Muhterem Nur sevgisi, 1960'larda, belki ancak sonraki "Türkân Şoray sevgisi" ile karşılaştırılabilecek bir boyuta ulaştı. Bu kıyaslamayı yapanlardan biri de Türk sinemasının en yetkin uzmanlarından Âgâh Özgüç'tü. Özgüç, vardığı sonucu şöyle ifade etmişti: “Bugün o mertebeye Türkân bile erişemedi. Sultan oldu ama Muhterem'in gördüğü sevgiyi göremedi.” Muhterem Nur ikinci evliliğini gazeteci-aktör Işın Kaan ile yaptı ve 1963 yılında ayrıldı. 1986 yılında Müslüm Gürses ile evlendi.

Büyük aşk

Muhterem Nur, rol aldığı filmlerin yanı sıra Müslüm Gürses ile yaşadığı dillere destan aşkla da hep gündemdeydi. Aslında Gürses henüz tanışmadan kendisi de şöhrete erişmeden Nur'un filmlerini izlemişti hatta ona uzaktan uzağa da aşık olmuştu. Muhterem Nur'un parlak zamanları sona ererken Gürses'in yükselişi başlamıştı. Nur, Gürses'in 'Ben İnsan Değil miyim' adlı şarkısını dinleyip dinleyip ağlıyor ama bu şarkıyı kimin söylediğini bile bilmiyordu.

Yolları 1982'de kesişti. İkisi de Malatya'daki bir gazinoda sahne alacaktı. Aslında bu teklifi Gürses kabul etmeyecekti ama Muhterem Nur ismini görünce kabul etti. Öte yandan Muhterem Nur ise kendisinin Gürses'ten önce sahne olacağını öğrenince çok bozuldu. Ona inat repertuarından bir şarkı söyledi. Bunun üzerine sahnede münakaşa ettiler ve Gürses, Nur'a bir tokat attı.

Ölüm ayırdı

Bu yaşananlar üzerine ertesi gün Malatya'dan ayrılmaya karar veren Nur, otelde Gürses'in odasının önünden geçerken onu yatağın üzerinde bağlama çalarken gördü. Yanına gitti. Gürses, Nur'dan attığı tokat için özür diledi ve o an arkadaşlıkları başladı. İkisi de ailelerini erken yaşta kaybetmişlerdi, ikisi de çok yoksulluk çekmişti. Birbirleri ile tanıştıkları dönemde Muhterem Nur sinemadaki yıldızlığını kaybetmiş, Gürses de alkol sorunu ile uğraşıyordu. Birbirlerinin yaralarını sardılar. Müslüm Gürses'in 3 Mart 2013'teki ölümüne kadar ayrılmadılar.