Sosyal medyada hızlı yargı, kalıcı enkaz

Bir olay oluyor, bir video ya da fotoğraf yayılıyor sosyal medyada. Kimin ne yaptığı, neden olduğu, arka planda ne yaşandığını bilmeden hemen herkes gördüğünü yorumluyor. Hemen yorumlar yazılıyor, etiketlerle linç kültürü başlatılıyor. Herkes bu linçe de salgın gibi uyuyor adeta. Mahkeme salonlarına gerek kalmadan, sanık da hazır, ceza da. Peki bu gerçekten adalet mi, yoksa kontrolsüz bir öfke mi? Peki bu linç kültürünün arkasındaki o insanların hiçbir şeyi başaramadığı, etrafında sevilmedikleri mi? Birçok yorum yapılır aslında buna...

Linç kültürü, adalet duygusunun öfkeyle karıştığı noktada başlıyor. İnsanlar haklı bir tepkiyle ses çıkarıyor belki ama o ses, çoğaldıkça sağduyusunu kaybediyor. Bir kişinin yaptığı hata, bazen bir ömürlük damgaya dönüşüyor. Özürler yetmiyor, açıklamalar dinlenmiyor. Çünkü amaç anlamak değil, biletini kesmek.

Bu linçin en tehlikeli tarafı da şu: "Ben demedim, herkes dedi. Herkes beni onayladı." Böyle olunca herkes kendindeki vicdanını askıya bırakıyor. Oysa o insana atılan iftiralar, tehditler onda sonsuza kadar bir iz olarak kalacak.

Peki ya mus olanlara yapılan hedef göstermeler. İşin aslı ortaya çıktığında o kişinin enkazıyla kimse ilgilenmiyor.

Elbette haksızlığa sessiz kalmamamız gerekiyor. Fakat sosyal medyadaki çoğu videonun arkasını araştırmamız gerekiyor. Öfke, sadece başka bir adaletsizlik üretir.

Belki de kendimize şu soruyu sormalıyız: Gerçekten adalet mi istiyoruz, yoksa öfkemizi boşaltacak bir kum torbası mı istiyoruz? Çünkü adalet sakinlik ister, linç ise kalabalık. Ve kalabalıklar çoğu zaman haklı olmaktan çok, yüksek seslidir.