Tekrar tuşunda saklanan duygular

Bazı şarkılar vardır, bir kere dinlemekle doymayız. Biter başa sararsın, sonra bir daha, bir daha derken 35 kere üst üste dinlediğini fark edersin. Sonra ne olur... O kadar dinlemişiz ki artık hevesimizi almışızdır. Bir zaman sonra karşımıza o şarkı geldiğinde pas geçeriz. Oysa ki o şarkıyı dinlerdik sabah, akşam. Müzik mecrasının dili olsa 'Sıkılmadın mı?! diye sorardı. Ama duramazsın çünkü tüm mesele o anki ruh halindir.

O anki halimiz ısrarla o şarkıyı istiyordur, belki de ona yakın hissediyoruzdur. Söyleyemediklerimizi, hissettiklerimizi başkasından duymak iyi geliyordur. Tek böyle düşünen ben değilimdir hissi iyi geliyordur belki de...

İlk dinleyişte melodiye takılırız. İkinci dinleyişte sözler çarpar. Üçüncüde bir cümle “bu tam ben” dedirtir. Dördüncüde anılar devreye girer. Beşincide bir yüz belirir gözünün önünde. Altıncıdan sonra artık şarkı senin değildir; sen şarkının içinde klip çekiyorsundur. Sonra acıyı sindirip eşlik edersin. O yüzden başa sarmak bir alışkanlık değil, bir ihtiyaç hâline dönüşür.
Bir de dışarıdan bakınca tuhaf görünen tarafı var. 'Yine mi o?' derler. Başka şarkılar da var evet ama her şarkı başka bir ruh hali gerektirir. Ve sen her seferinde farklı ruha bürünmek yerine ezberlediğin yerde kalmak istersin. Orda daha rahat, daha güvenli hissedersin.
Aynı şarkıyı 35 kez dinlemek aslında kontrol etme çabasıdır biraz. Duyguyu bildiğin yerde tutmak, taşmasını engellemek. Her tekrar, “buradayım, hâlâ buradayım” deme biçimidir. Şarkı değişirse his de değişecekmiş gibi gelir.

Sonra bir gün olur, o şarkıyı açarsın ve eskisi gibi tat vermez artık. Ne aynı yere dokunur ne aynı cümleye. İşte o zaman anlarsın ki hislerin başka bir yöne doğru değişmiştir.
Belki sen iyileşmişsindir, belki sadece başka bir şarkıya geçme zamanı gelmiştir.