Kimse ‘iyi değilim’ demek istemiyor. Çünkü iyi olmamak, başarısızlık gibi algılanıyor.
Herkesin hayatı güzel. Herkes keyifli. Herkes yolunda. En azından ekranda. googletag.cmd.push(function() { googletag.display('div-gpt-ad-d-intext_1'); });
Yanlış insanlara çekilmek bir tesadüf değil, bir alışkanlık. Daha doğrusu, farkında olmadan tekrar ettiğimiz bir tanıdıklık hali. Çoğu zaman bize iyi geleni değil, bize tanıdık geleni seçiyoruz. Ve ne yazık ki tanıdık olan her zaman sağlıklı olmuyor.
Çocuklukta gördüğümüz sevgi biçimi, yetişkinlikte kurduğumuz ilişkilerin şablonunu oluşturuyor. İlgisizlikle büyüyen biri, ilgisizliği ‘normal’ sanıyor. Sürekli onay aramak zorunda kalan biri, onu zorlayan insanlara daha kolay bağlanıyor. Çünkü beyin, bildiği acıyı güvenli buluyor. googletag.cmd.push(function() { googletag.display('div-gpt-ad-d-intext_1'); });
Bizim toplumumuzda naziksen saf, dürüstsen enayi, Empati yapıyorsan kullanılmaya müsait olarak yaftalanman çok olası.
Bize yıllardır şunu öğrettiler: Güçlü olmak için sert olmalısın. Hayatta kalmak için biraz kötü olmalısın. İnsan ezmezsen ezilirsin. googletag.cmd.push(function() { googletag.display('div-gpt-ad-d-intext_1'); });
Bu yorgunluk uykuyla geçmiyor.
Bir gece erken yatınca düzelmiyor. Bir hafta tatil yapınca da tam olarak geçmiyor. Çünkü bu yorgunluk bedensel değil. Zihinsel. Duygusal. Varoluşsal. googletag.cmd.push(function() { googletag.display('div-gpt-ad-d-intext_1'); });
Bu ülkede kendini sevdiğini söylediğin anda damga yiyorsun. ‘Bencil’ ‘Egoist’
Sanki kendini sevmek, başkalarını sevmemekmiş gibi. googletag.cmd.push(function() { googletag.display('div-gpt-ad-d-intext_1'); });
Bu ülkede gençlere yıllarca aynı hikâye anlatıldı: Oku. Çalış. Sabret. Karşılığını alacaksın.
Aileler çocuklarını bu vaade ikna etti. Gençler hayatlarının en verimli yıllarını bu vaadin peşine koydu. Üniversite sınavlarına hazırlandılar, şehir değiştirdiler, borçlandılar, harçlıkla geçindiler, staj adı altında ücretsiz çalıştılar. Sonra mezun oldular. Ve bir sabah uyandılar ki ortada karşılık falan yok. googletag.cmd.push(function() { googletag.display('div-gpt-ad-d-intext_1'); });
İnsanlık tarihi boyunca her büyük teknolojik sıçrama bir umutla karşılandı. Matbaa bulunduğunda ‘bilgi yayılacak’ denildi. İnternet çıktığında ‘herkes her şeye erişebilecek’ denildi. Şimdi yapay zekâ için aynı cümle kuruluyor: Çağ atlıyoruz. Ama her çağ atlayışının bir de görünmeyen faturası olur.
Bugün artık bilgiye ulaşmak için çaba harcamıyoruz. Hatırlamak zorunda değiliz. Ezber yapmak gereksiz. Sormak yetiyor. Bir tuşa basıyoruz ve cevap karşımıza geliyor. googletag.cmd.push(function() { googletag.display('div-gpt-ad-d-intext_1'); });
Bir haberi açıyorsun. Başlık başka bir şey söylüyor. İçerik başka bir şey anlatıyor. Ama başlık kazanıyor. Çünkü başlık tıklanıyor.
Bugün haberin değeri doğruluğuyla değil, tıklanma potansiyeliyle ölçülüyor. Bu da medyanın dilini değiştirdi. googletag.cmd.push(function() { googletag.display('div-gpt-ad-d-intext_1'); });
Modern insanın en büyük arzusu: Anlaşılmak. Ama modern insanın en büyük beceriksizliği: Dinlemek.
Herkes konuşmak istiyor. Herkes anlatmak istiyor. Ama kimse duymak istemiyor.Sosyal medya bunun vitrini. Monologlar çağındayız. İnsanlar fikir paylaşmıyor. Kendi iç seslerini dışarı döküyor. googletag.cmd.push(function() { googletag.display('div-gpt-ad-d-intext_1'); });
Yeni bir yıla giriyoruz. Takvim yaprakları değişiyor, duvarlardaki ajandalar yenileniyor, sosyal medyada aynı cümleler tekrar dolaşıma giriyor: ‘Bu yıl benim yılım olacak.’ Peki gerçekten oluyor mu? Yoksa sadece inanmak mı istiyoruz?
Her yeni yıl, umut paketlenip satılıyor bize. Biraz motivasyon, biraz pembe cümle, bolca ‘her şey değişecek’ hayali. Değişen ne oluyor gerçekten? googletag.cmd.push(function() { googletag.display('div-gpt-ad-d-intext_1'); });
İnsanları sınıflandırmada o kadar boyut atladık ki artık bayrak renkleriyle insan ayırıyoruz. “Çiçek almayan erkek red flag”, “Sosyal medyayı aktif kullanmayan erkek green flag” gibi cümleler gündelik dilin neredeyse vazgeçilmez bir parçası hâline geldi.
Aslında bu kavramlar, tehlikeyi erkenden fark etmek için ortaya çıktı. Kişiyi korumak, sınır çizmek, zararlı davranışları ayırt edebilmek için. Sorun, bu kavramların birer işaret olmaktan çıkıp hükme dönüşmesiyle başladı. Artık davranışlar bağlamından koparılıyor, insanlar tanınmadan etiketleniyor. googletag.cmd.push(function() { googletag.display('div-gpt-ad-d-intext_1'); });
Bir toplumun neye değer verdiğini anlamak için neyi ödüllendirdiğine bakın. Eskiden para ‘araçtı’. Şimdi para, ölçüt. Kimin sözü daha değerli? Kimin sesi daha çok duyuluyor? Kimin hatası daha kolay affediliyor? Daha çok parası olanın.
Bu yüzden artık ‘haklı olmak’ ile ‘güçlü olmak’ aynı şey sanılıyor. Ekonomistler uzun zamandır şunu söylüyor: Gelir eşitsizliği arttıkça, toplumsal güven azalıyor. İnsanlar birbirine değil, kendi kabuğuna çekiliyor. Dayanışma zayıflıyor, rekabet sertleşiyor. Yani mesele sadece cebimizdeki para değil. Zihnimizdeki dünya da değişiyor. googletag.cmd.push(function() { googletag.display('div-gpt-ad-d-intext_1'); });
Birey depresyona girer, evet. Peki toplum?
Dünya Sağlık Örgütü’ne göre depresyon, küresel iş gücü kaybının başlıca nedenlerinden biri. Ama mesele sadece bireysel değil. Çünkü bazı ruh hâlleri, tek tek insanlardan çok daha büyük yapılarda kendini gösterir. googletag.cmd.push(function() { googletag.display('div-gpt-ad-d-intext_1'); });
Bir tartışma düşün. Karşı taraf sana kanıt sunuyor. Makale gösteriyor. Veri gösteriyor. Ama sen fikrini değiştirmiyorsun. Neden? Çünkü artık fikirlerimiz fikir değil. Kimliğimiz.
Stanford Üniversitesi’nin yaptığı bir çalışmada, insanlar siyasi ya da ideolojik görüşlerine ters bilgi gördüklerinde beynin tehdit algısıyla ilişkili bölgesi aktive oluyor. googletag.cmd.push(function() { googletag.display('div-gpt-ad-d-intext_1'); });
Beynimiz gerçeği sevseydi, yalan bu kadar kolay yayılmazdı.
Bir araştırmaya göre (MIT, 2018), yanlış haberler sosyal medyada doğru haberlere kıyasla 6 kat daha hızlı yayılıyor. Sebep basit: Yalan, daha heyecan verici. googletag.cmd.push(function() { googletag.display('div-gpt-ad-d-intext_1'); });