2000'li yılların başında Türkiye'nin en çok izlenen müzik yarışmalarından biri olan Popstar'a katılarak adını geniş kitlelere duyuran Rıza Tamer'den kahreden haber geldi.
Bodrum'daki evinde fenalaşan şarkıcı, ambulansla hastaneye kaldırıldı.
Beynine oksijen gitmediği tespit edilen 43 yaşındaki Tamer, yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatını kaybetti.
"YOLCULUĞUNA KALPTEN TANIKLIK ETTİM"
Popstar'ın jüri üyelerinden Deniz Seki, "Bazen hayat, tam sesini bulmuşken susturur insanı... Rıza Tamer'i kaybetmişiz. Rıza acılarıyla, yaralarıyla ama en çok da sesiyle dokundu bize. Yolculuğa uzaktan değil, kalpten tanıklık ettim. Bir insanın küllerinden doğmaya çalışmasını izlemek ve tam ayağa kalkmışken onu kaybetmek... Bazı hikâyeler yarım kalmaz, içimize yazılır. Sesin burada, bizde, şarkılarında yaşamaya devam edecek. Huzurla uyu" sözleriyle, üzüntüsünü dile getirdi.
Türk müzik dünyasının en keskin ve sarsıcı hikayelerinden birine sahip olan Rıza Tamer, sadece sesiyle değil, hayata karşı duruşuyla da hafızalarda derin izler bıraktı.
Popstar Türkiye yarışmasının ışıklı sahnelerinden, hayatın sert ve soğuk betonlarına düşen, ancak müziğin şifasıyla yeniden ayağa kalkan Tamer'in öyküsü, aslında her birimizin içinde sakladığı "var olma" mücadelesinin bir yansımasıydı.
2004 yılı, Rıza Tamer'in tüm Türkiye tarafından tanındığı yıl oldu. Yarışmanın en çok dikkat çeken ismiydi; çünkü o sadece güzel şarkı söyleyen bir yarışmacı değil, aynı zamanda boyun eğmeyen bir karakterdi.
Jüri koltuğunda oturan Deniz Seki ile girdiği o meşhur diyalog, Türk televizyon tarihinin en ikonik anlarından biri olarak kayıtlara geçti.
Seki'nin "Sen çok ukalasın. Sen kesinlikle snop ve ukalasın" çıkışına, Rıza Tamer'in "Ben kalırsam star olurum ama sizin kararınız önemli. Star olmak sadece sesle değil, sahne enerjisiyle de olur. Türkiye'de birçok güzel ses var" cevabını vermesi, o dönem ekran başındaki milyonları şaşkına çevirmişti.
Tamer, o an jürinin değil, halkın sanatçısı olduğunu ilan etmişti. Yarışmayı üçüncü sırada tamamlasa da o koltuklardan ziyade halkın vicdanında ve gönlünde yer etmeyi başardı.
"BETONLARDA YATTIM"
Rıza Tamer'in hayatı, sahnelerin alkışlarıyla sınırlı kalmadı. Verdiği bir röportajda, şöhretin ardından yaşadığı o karanlık dehlizleri kendi cümleleriyle şöyle özetlemişti:
"Eşim, dostum, arkadaşım Allah hepsini benden aldı. Hiçbir şey bırakmadı. Param, pulum... Betonlarda yattım. Sonra Allah 'Sen kimsesiz misin?' dedi. Kimsesizim dedim. 'O zaman senin kimsen ben olurum' dedi. Sonra sizi etrafıma verdi."
"GARİBAN EDEBİYATI DEĞİL, GERÇEKLERİN SESİ"
Eleştirilere her zaman dik duruşuyla yanıt veren Tamer, zor günlerini kanıtlamak isteyenlere ise şu sözlerle seslenmişti: "Rıza Tamer gariban edebiyatı yapıyor diyen varsa, İstanbul kimsesizler evinde kaydım vardır baksınlar."
O, yaşadığı zorlukları bir mağduriyet değil, bir yaşam tecrübesi olarak benimsedi. Pandemi döneminin getirdiği kısıtlamalar, ekonomik zorluklar ve kişisel çöküşlerle imtihan olan Tamer, "Ben hep o halkın gariban çocuğu olabilmek için tuşlu telefon kullanıyorum, sosyal medyadan kendimi izlemiyorum" diyerek, şöhretin yapaylığından uzak, özüne sadık bir hayatı seçti.
Bir röportajında hayatındaki o büyük boşluğu ve aşk acısını anlatırken adeta içini döken Tamer, o dönemi samimiyetle anlatmıştı.
"EŞİMDEM BAŞKA BİR KADINA DOKUNMADIM"
Tamer, "Ben evlendim, muhteşem bir kadındı. Aşk evliliği yaptık, severek evlendik. Param yoktu. Eşim de beni çok severdi. Evlendikten iki gün sonra pandemi başladı. Barlar kapandı, restoranlar kapandı. Evde oturuyoruz hanımla beraber. Babam 500 lira gönderdi. 93 model külüstür araba vardı. Ankara'da şanzımanı inince orada bıraktım. O araba yüzünden yardım da alamadım. O yollarımızı ayırmak istedi, aşkla... Üç yıl oldu, eşimden başka bir kadına dokunmadım" demişti.