Türkiye’nin deprem kuşağında yer alması, yaşanan her sarsıntıyla birlikte güvenli yaşam alanları konusunu yeniden gündemin merkezine taşıyor.
Son yıllarda art arda yaşanan büyük depremler, sadece yapı güvenliğini değil, yerleşim tercihlerini ve şehirleşme politikalarını da sorgulatıyor.
Bu çerçevede Jeofizik Uzmanı Övgün Ahmet Ercan’ın değerlendirmeleri, hem Avrupa hem de Türkiye açısından dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor.
AVRUPA’DA DEPREM KAYGISININ EN AZ OLDUĞU ÜLKELER
Prof. Dr. Ercan, Avrupa kıtasındaki sismik hareketliliği değerlendirirken aktif fay hatlarının dağılımını, levha sınırlarını ve tarihsel deprem kayıtlarını esas aldığını belirtiyor.
Bu değerlendirmeye göre, Avrupa’da deprem tehdidinin oldukça düşük olduğu ve günlük yaşamda ciddi bir deprem kaygısı taşımadan yaşanabilecek ülkeler şöyle sıralanıyor:
Finlandiya
İsveç
Norveç
Danimarka
İrlanda
Hollanda
Belçika
Litvanya
Letonya
Estonya
Almanya
Belarus
Polonya
Ukrayna
Ercan’a göre bu ülkelerin ortak özelliği, aktif tektonik hatlardan uzak olmaları ve tarihsel süreçte yıkıcı depremlerle çok nadir karşılaşmaları. Bu nedenle söz konusu bölgeler, Avrupa’nın sismik açıdan en sakin ve güvenli alanları arasında gösteriliyor.
TÜRKİYE’DE GÖRECE DAHA GÜVENLİ BÖLGELER
Deprem riskinin tamamen ortadan kaldırılamayacağını vurgulayan Prof. Dr. Ercan, Türkiye için de “görece düşük riskli” alanlardan söz edilebileceğini ifade ediyor. Fay hatlarına uzaklık, zemin yapısı ve geçmiş deprem kayıtları dikkate alındığında, sismik tehlikenin daha sınırlı olduğu bölgeler şu şekilde sıralanıyor:
Karadeniz kıyı kuşağının büyük bölümü
Mardin
Batman
Siirt
Alanya
Bu bölgelerin, Türkiye’nin ana aktif fay zonlarına kıyasla daha sakin bir sismik geçmişe sahip olduğu belirtiliyor. Ancak Ercan, “düşük risk” ifadesinin kesin güvenlik anlamına gelmediğinin altını çiziyor.
Türkiye, 6 Şubat depremlerinde hayatını kaybeden on binlerce insanın acısını hâlâ derinden hissederken, yapı güvenliği ve kentsel dönüşüm konusu da önemini koruyor.
Uzmanlara göre, deprem kuşağında yer alan bir ülkede asıl belirleyici unsur; fay hatlarından çok, yapı kalitesi, zemin etüdü ve etkin denetim mekanizmaları.
Prof. Dr. Ercan’ın değerlendirmeleri, depremin kaçınılmaz bir doğa olayı olduğunu ancak doğru yer seçimi, sağlam mühendislik hizmeti ve bilimsel şehircilik anlayışıyla can kayıplarının büyük ölçüde azaltılabileceğini bir kez daha ortaya koyuyor.
Uzmanlar, güvenli yaşam alanları oluşturmanın yolunun sadece “nerede yaşadığımızdan” değil, “nasıl yapılar inşa ettiğimizden” geçtiği konusunda hemfikir.