195 milyon dolarlık tablonun satıldığı son Halife'nin sessiz ziyaretçisi

Dün akşam İstanbul’da, belki de Picasso sergisinden beri en önemli resim sergisinin açılış davetindeydim. Bugün yaşayan en pahalı iki ressamdan biri olan David Hockney’in sergisiydi.

Serginin güzel bir tesadüfü de vardı.

Açılış gecesinin en çok konuşulan iki konusu

Yaşadığı dönemde Hockney’in en büyük dostlarından biri olan Andy Warholl’un Marlyn Monroe tablosunun 195 milyon dolara satıldığıını günün ertesinde geziyordum bu sergiyi.

Zaten açılışta en çok konuşulan iki konudan biri o tabloydu.

Tabii ilki doların 15 TL’yi geçmesi ve o gün döviz işlemlerinin saat 10 ile 16 arasında sınırlandırılması kararıydı.

Meğer Warholl’un tablosunun satıldığı gün İstanbul’da o binada ilginç bir şey yaşanmış.

Biraz sonra bu sergiyi anlatacağım ama, önce sözünü ettiğim ve kimsenin duymadığı bu olayı anlatayım.

Belki bazı insanlar için çok önemli değil ama ben çok önemsedim.

Gizlice İstanbul'a gelen Hockney'in en yakın arkadaşı

Meğer bu sergi için İstanbul’a gelen çok önemli bir uluslararası sima varmış.

Sessizce gelmiş ve sergiyi bir gün önce gezmiş.

Bu çok önemli sima, bana göre bugün dünyanın yaşayan en önemli iki mimarından biri olan Norman Foster’di.

Bilmiyordum meğer Foster David Hockney’inr çok yakın arkadaşıymış. Her ikisi de Kraliçe tarafından verilen İngiltere’nin en üst ünvanlarından biri olan “Order of Merit” sahibiymiş.

O nedenle bu sergiyi yerinde görmek için gelmiş.

Pazar akşamı Suzan Sabancı'nın yemekte dinlenen müzik

Pazar akşamı Suzan Sabancı’nın evinde bir yemeğe davetliymiş ve ertesi gün Sakıp Sabancı Müzesi’ne gelip, sergiyi gezmiş.

Bu arada biraz bencillik yapıp küçük bir detay vereyim. Suzan Sabancı ve eşi Haluk caz müziği meraklısıdır. Evlerinde en çok dinlenen listelerden biri de benim Spotify’daki “Afternon Jazz” play listimdir.

Umarım Norman Foster da dinlemiştir.

Foster sergiyi  gezerken,  aynı binada açık olan Son Halife Abdülmecid’in tablolarını da görmek istemiş.

Abdülmecid’i tanımıyormuş ama Osmanlı hanedanı söz konusu olunca merak edip “Bir de orayı göreyim” demiş.

Hanedandan bir üyenin, üstelik de son halife ünvanı taşıyan birinin bu tablolaları  yapması çık ilgisini çekmiş.

Bir de şu bilgiyi vereyim.

Benim için Central Saint Martin okulundan çıkmış en büyük tasarımcılardan biri olan Rıfat Özbek, geçtiğimiz yıllarda Londra zenginlerinin  gözde kulüplerinden biri olan Lulu’s’un bazı katlarını tasarlamıştı. Oraya çok modernize bir Osmanlı çizgi verdi ve o görüntü Londra’da bir Türk ve Osmanlı esintisine yol açtı.

10 dakika için başlayan ziyaret 1.5 saat sürdü

On dakika için başlayan Abdülmecid ziyareti, 1.5 saaat sürmüş. Sergide İngilizcesi yazılı bütün metinleri tek tek okumuş.

O nedenle Norman Foster’in o günkü programı tamamen değişmiş.

Ve Foster sergiden bambaşka bir Osmanlı imajı ile ayrılmış.

Foster, Bilboa’daaki Guggenheim müzesini tasarlayan Frank Gehry ile 20 ve 21’inci Yüzyılın yaşayan en önemli mimarları arasında sayılıyor.

İkinci dünya savaşının sonunu simgeleyen binanın kubbesini o yaptı

Düşünün bu insan,  o indirilen Nazi bayrağı fotoğrafı ile insanlık hafızasına kaydedilen Alman Reichtag, yani parlamento binasının yeniden inşasında tepesindeki olağanüstü kubbeyi tasarlayan insan.

Bugün Apple’ın bütün dünyada konuşulan Cupertino’daki daire şeklindeki binası da onun tasarımı.

Keza Wembley stadyumu…

British Museum’un avlu projesi onun.

Madrid’deki Prado Müzesinin ek binasını da o yaptı.

Türkiye’de de Zorlu Center’daki Apple merkezi onun bürosunda çizildi.

Benim için 1960 Beat devriminin iki sembolü

David Hockney’le Norman Foster’ın benim açımdan özel yanı ise, her ikisinin de 1960’lar “İngiliz Beat kültürünün” iki üyesi olmaları.

Yani Beatles, Rolling Stones, Animals, Hollies gibi efsane gruplarla başlayan ve bütün dünyayı etkileyen kültürün yaratıcıları arasında onlar da var.

Onlar yüzyıllarca İngiliz aristokrasinin etkisindeki yerleşik kültür düzenini yıkan, Manchester, Liverpool, Londra varoşlarından gelen işçi ailelerinin devrimci çocuklarıydı.  

Norman Foster da Manchester’li işçi bir ailenin çocuğuydu.

Şimdi dünya kültürün zirvesindeler ve hepsi birer küresel şöhret oldular.

İpad'le yapılmış 115 eser var

Hockney’in sergisine gelince…

Hockney’in bazı eserleri daha önce Türkiye’de sergilendi. Ama bu çapta bir sergisi ilk defa yapılıyor.

Sergide 116 eser var. Zaten salonlara girdiğiniz an duvarlardaki eserlerin sıklığı ve sayısı sizi şaşırtıyor.

Bu 116 tablo onun iPad’ üzerine çizdiği bahar tabloları…

Adı “Baharın Gelişi Normandiya 2020…”

Eserler iPad üzerine yapılıp sonra fotokopi ile tablo haline getirilen eserler.

Bu serginin açıldığı gün Apple şirketinin müzikte teknoloji devrimi sayılan “iPod” araçlarının üretimini durduğu da ayrı bir tesadüftü.

iPod biterken sanatta iPad devrimi başlamıştı.

Akbank bu sergi için ne harcadı çok merak ediyorum

“Baharın gelişi” diyor ya…

Gerçekten de Covid’den bitap düşmüş ruhlarımız için bir vaha sanki…

Sakıp Sabancı Müzesi bunu Akbank’ın sponsorluğu ile gerçekleştirmiş.

Ne kadar para harcadıklarnını bilmiyorum ama bu rakamın çok büyük olduğuna eminim.

Abdülmecid sergisinden sonra yine büyük bir hizmete imza attılar.

Kendi adıma her birine çok teşekkür ediyorum.

Ayrıca dün akşam orada epeydir göremediğim insanlara rastladım.

Bankacılar, finans dünyası ve medya mensupları çoğunluktaydı sanki.

Onlarla sohbet etmek de çok iyi geldi…

Herkese öneririm…

Olağanüstü bir sergi…