Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: Vakıf kültürünü koruyacağız

SON DAKİKA HABERLERİ...Cumhurbaşkanı Erdoğan, Vakıflar Haftası Kutlama Programı'nda önemli açıklamalarda bulundu. Vakıf kültürünün önemine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bir emanet olan bu kültürü korumak, bu eserlerin ihtiva ettiği mana ve değerler evrenini yaşatmak, tüm bunları gelecek kuşaklara aktarmak hepimiz için kritik önemdedir" dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan: Vakıf kültürünü koruyacağız

SON DAKİKA HABERLERİ...Cumhurbaşkanı Erdoğan, Vakıflar Haftası Kutlama Programı'nda önemli açıklamalarda bulundu.

 İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları:

Aziz milletim, vakıflarımızın değerli temsilcileri, kıymetli misafirler, beyefendiler. Sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle, muhabbetle selamlıyorum. 2026 Vakıf Haftası münasebetiyle sizlerle bir arada olmaktan, sizleri milletin evinde ağırlamaktan büyük bir bahtiyarlık duyuyorum. Cumhurbaşkanlığı Külliyemize, bu gazi mekana hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz.

Sözlerimin hemen başında, buradaki kardeşlerimin şahsında ülkemizde gönül ve iktidar, bunun yanında kültür coğrafyamızda dünyanın dört bir yanında hayır ve hasenatta yarışan, Allah’ın rızasından başka hiçbir karşılık gözetmeden vaktini, enerjisini ve imkanlarını iyilik ve dayanışma yoluna adayan tüm vakıf insanlarımızın, hayırseverlerimizin Vakıf Haftası’nı tebrik ediyorum. Kalplerimizin muhabbetle birleştiği bu kıymetli buluşmaya vesile olan Kültür Bakanlığımıza, Vakıflar Genel Müdürlüğümüze, programa katkı sunan herkese yürekten teşekkür ediyorum.

“Mimari ve Zarafette Vakıf Medeniyeti” temasıyla hafta boyunca tertiplenecek etkinliklerin ülkemiz, milletimiz ve vakıf medeniyetimizin tüm mensupları için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Mimari, zarafet, vakıf ve medeniyet. Temadaki bu dört kavrama baktığımızda, hepsinin birbirini tamamlayıp beslediğini, büyütüp zenginleştirdiğini görüyoruz. Zira tevarüs ettiğimiz tarih, kültür ve kimlik hazinesi, mimariyi zarafetle buluşturmuş, zarafeti vakıf hizmetleriyle taçlandırmış, vakıf müktesebatını ise dünyada eşi benzeri olmayan bir medeniyet şölenine dönüştürmüştür. Bu şölenin en coşkulu, en estetik unsurları ise üç kıtadaki ecdat yadigarı eserlerde net bir şekilde ve göz alıcı surette tecessüm etmiştir. Camilerimiz, medreselerimiz, kütüphanelerimiz, şifahanelerimiz. Aynı şekilde çeşmelerimiz, su kemerlerimiz, imarethanelerimiz, hanlarımız, köprülerimiz, kervansaraylarımız ve daha niceleri insanlığa yeni bir pencere açan vakıf medeniyetimizin birer nişanesidir.

Aynı zamanda bu eserler, yüksek bir üslubun, tekemmül etmiş bir estetiğin, adaletle, erdemle, ahlakla yoğrulmuş seçkin bir tasavvurun, “halka hizmet Hakk’a hizmettir” düsturunun en somut tezahürleri olmuştur. Kusursuz bir ilahi tasarımla yaratılmış zübde-i âlem olan insana hizmeti amaçlayan vakıf kültürümüz, milletimizin en güzel hasletlerinden biridir. Dolayısıyla bir emanet olan bu kültürü korumak, bu eserlerin ihtiva ettiği mana ve değerler evrenini yaşatmak, tüm bunları gelecek kuşaklara aktarmak hepimiz için kritik önemdedir. 

"202 VAKIF ESERİMİZİ AÇACAĞIZ"

Bu sene 102. yaşını kutlayan Vakıflar Genel Müdürlüğümüz işte bu denli mühim bir vazifeyi, hem de çok yüksek bir şuurla başarıyla deruhte ediyor. Genel Müdürlüğümüzün 102. kuruluş yıl dönümünü tebrik ediyor, bu vesileyle ecdadın mirasını evlatla buluşturan, ata yadigarı eserlere gözü gibi bakan Vakıflar Genel Müdürlüğümüzü yürekten kutluyorum.

Geçtiğimiz yılki Vakıf Haftası kutlamasında 101 vakıf eserinin açılışını yapmıştık. Bugün de yurt içinde ve yurt dışında son bir sene içerisinde restorasyonu tamamlanan 202 vakıf eserimizin toplu açılışını gerçekleştireceğiz. Birazdan canlı bağlantılarla Kahramanmaraş’taki Ulu Camimizin, Beyazıt Medresesi Türk Vakıf Hat Sanatları Müzesinin, Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Topkapı Yerleşkesi Mühendislik Fakültesi ile Sanat, Tasarım ve Mimarlık Fakültelerinin ve Kuzey Makedonya’nın Manastır şehrindeki Hacı Mahmut Bey Camimizin kurdelelerini hep birlikte keseceğiz. Şimdiden hayırlı uğurlu olsun diyoruz. Bu eserlerin bakım, onarım ve yeniden ihyasında emeği geçen tüm kurumlarımızı, yüklenici firmalarımızı, sahada fedakarca çalışan işçi ve mühendislerimizi, mimarlarımızı, proje uzmanlarımızı ayrı ayrı kutluyorum. 202 eserimizin her birinin banilerini, hamilerini, bu yapılarda alın ve fikir teri olan tüm büyüklerimizi rahmetle yâd ediyorum. Bugüne kadar ecdadımızın emanetine sahip çıkmayı sizlere ve bizlere nasip eden Rabbime hamd ediyorum. Bundan sonra da ecdadın izini ve mührünü taşıyan, şanla şerefle dolu mazimizin ruhunu ve birikimini yansıtan, milletimizi millet yapan bu değerlerin üzerine titremeye devam edeceğiz. Rabbim yar ve yardımcımız olsun diyorum.

Kıymetli misafirler, burada bir hususun altını özellikle çizmek isterim. Bakınız, bizim hem kültürümüzde hem de ruh köklerimizde hayır ve zarafet, biri olmadan diğeri natamam mefhumlardır. Bu hasletler bizim vakıf geleneğimizden mimari şaheserlerimize, milli ve manevi kimliğimizin özünü teşkil eden tüm değerlere adeta sinmiş, işlemiş, hulul etmiştir. Zarafetin davranış planındaki yansıması olan nezaket ve kibarlık da hayırla doğrudan ilişkilidir. Bu hakikate Gönüller Sultanı’nın şu hadisi şeriflerinde sarih bir biçimde şahitlik ediyoruz. Hayat ve Hidayet Rehberimiz Peygamber Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam şöyle buyurmuştur. “Kime rıftan yani nezaket ve kibarlıktan bir pay verilmişse, bir kimse hayırdan nasibini almış demektir. Nezaket ve kibarlıktan mahrum olan kimse ise hayırdan nasibini alamamış demektir.” Evet, biz yüce Allah’ın “Kim zerre miktarı hayır işlerse onun mükafatını görecektir.” müjdesine iman etmiş bir milletiz.

Hayır faaliyetlerimizi en güzel, en zarif şekilde vakıflarımız eliyle ete kemiğe bürünmüş, bu alanda dünyada temayüz etmiş bir geleneğin sahipleriyiz. Bilhassa sanat ve hele hele zarafet timsali mimari yapılarımızda, vakıf eserlerimizde bu özelliklerin temerküz ettiğini görürüz. Burada çok ilginç bir anekdotu sizlerle ve şu anda ekranları başında bizleri takip eden kardeşlerimizle paylaşmak isterim. Kıymetli misafirler, merhum Nurettin Topçu’nun “Ruh-i İslam’ın ebediyete intikal edecek melodisi” sözleriyle tarif ettiği Süleymaniye Külliyesi, biliyorsunuz Kanuni Sultan Süleyman Han tarafından vakfedilen bir mabet olmanın yanında fevkalade estetik bir sanat eseridir. Rivayet olunur ki Süleymaniye Camisi tamamlandıktan sonra Kanuni Sultan Süleyman Han bir rüya görür. Rüyasında kıyamet kopmuş, Rûz-i Mahşer’de terazi kurulmuştur. Terazinin bir kefesinde Süleymaniye Külliyesi, diğerinde ise bir bakraç ayran vardır. Bir bakraç ayranın olduğu kefe terazide daha ağır basmaktadır. Hayır ve adalet konusundaki hassasiyetiyle bilinen Sultan Süleyman, gördüğü bu rüyayı devrin Şeyhülislamı Ebu Suud Efendi’ye anlatır. Ebu Suud Efendi rüyanın detaylarına vakıf olunca kendisinden müsaade ister ve bu rüyanın hikmetini araştırmaya koyulur. Bir süre sonra caminin yapımında vazife almış ustalarla görüşür. Ustalar Ebu Suud Efendi’ye şunu anlatırlar. “Çok sıcak bir yaz günüydü. Kan ter içinde çalışıyor, camiyi bir an önce inşa etmek istiyorduk. O gün yaşlı bir nine elinde bir bakraç ayranla çıkageldi. ‘Evlatlarım yorulmuşsunuzdur. Şu soğuk ayranı için de biraz ferahlayın.’ diyerek bakracındaki ayranı bize ikram etti. Biz ayranı içtik. Oldukça rahatladık ve ‘Allah razı olsun.’ diyerek o nineye pek çok hayır dualar ettik. O da ‘Allah kolaylık versin.’ dedi ve boş bakracı alıp uzaklaştı.” Bu olayı dinleyen Ebu Suud Efendi tekrar padişahın huzuruna çıkar ve durumu anlatır. Rüyadaki hikmet son derece açıktır. İhlasla, samimiyetle, sadece Allah’ın rızasını kazanmak gayesiyle işçilere ve ustalara dağıtılan bir bakraç ayran, yapılan bu mütevazı hayır, Cenab-ı Hakk’ın katında Süleymaniye Külliyesi’nden daha değerlidir.

Kıymetli dostlar, hepimizin bu kıssadan alacağı çok önemli hisseler olduğu kanaatindeyim. Sizler vakıf medeniyetimizin bugünkü temsilcileri olarak çok ulvi bir mesuliyeti ifa ediyorsunuz. Sağlıktan eğitime, sosyal dayanışmadan yardım faaliyetlerine milletimizin dünyaya örnek olan nevi şahsına münhasır kıymetlerini yaşatıyorsunuz. Bunun için her birinize şahsım ve milletim adına ayrı ayrı teşekkür ediyor, Rabbim sizlerin bu gayretlerini inşallah hayra ve berekete tebdil eylesin diyorum.

Değerli misafirler, vakıf kültürümüzün bir diğer özelliği de bireysel ve toplumsal hayatın her alanına, her safhasına şamil olmasıdır. Osmanlı Devleti sınırları içinde vakıflar sayesinde bir adam vakfedilmiş evde doğar, vakfedilmiş bir beşikte büyür. Vakıf ormanlarından geçimini temin eder. Vakıf mallarından yer ve içer. Vakıf kitaplarından okur, vakfedilmiş bir medresede hocalık yapar. Vakıf idaresinden ücretini alır. Öldüğü zaman da vakfedilmiş bir tabuta konur ve vakfedilmiş bir mezarlığa gömülür. Geçmişte yapılan işte bu tespit son derece yalın, çarpıcı ve isabetlidir. Divitinde mürekkep kalmayan talebelere mürekkep temin edilmesinden, şehit ve sahabe türbelerinin tamir edilmesine, bitkilerin, tohumların ve göç yolundaki leyleklerin korunmasına kadar hayatın her alanını kuşatan güçlü bir vakıf kültürümüz vardır.