Siz Erdoğan mısınız ki halk sokağa dökülsün Sayın Özel?

Bu başlığı CHP’nin yeni Genel Başkanı Özgür Özel'i affedersiniz küçümsemek yahut istihza etmek için seçmedim.

Sayın Özel "arka planı müphem olsa bile" neticede genel başkan oldu.

Ekrem İmamoğlu faktörü "karizmatik liderlik" şeklinde değil de daha çok “maddi unsurlar” şeklinde serpilmiş görünüyor, vatandaşların bir kısmı da böyle düşünüyor.

Peki başlığı niye seçtik?

Özgür Özel göreve seçilir seçilmez "Halkı sokağa çağırıyorum" diyerek Selahattin Demirtaş benzeri tutuma girişti.

Ama halkta karşılık bulmadı.

Sadece Türkiye Barolar Birliği’nden (TBB) “bir kısım avukat” yürüyüş yaptı.

TBB daha önce Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş için; “Sesi çağlar öncesinden gelen bu şahıs” diyerek Müslümanlara hakaret etmişti.

İşte Özgür Özel’i dinleyen böyle bir TBB yola düşse de CHP seçmeninde ve diğer partililerde “darbe söylemleri” bir karşılık bulmadı.

Çünkü "yargıdan, mahkemelerden" kaynaklanan problemler yine hukuk sınırları içinde çözülür.

Açıkçası Yargıtay’ın da Anayasa Mahkemesi’nin de kötü niyetli olduğunu düşünmüyorum.

Eğer onlar aralarında mevzuyu çözemezlerse ki öyle görünüyor; bu takdirde meseleyi "kanun koyucu" çözecek.

Kanun koyucu kim?

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bulunan seçilmiş 600 milletvekili birer kanun koyucudur.

Bu iş hallolur.

Ancak AYM yahut Yargıtay önüne yürümekle, Yargıtay’ı baskılayarak tehdit etmekle, yüksek mahkeme hâkimlerine aba altından sopa göstermekle olmaz.

Özgür Özel büyük yanlış yaptı.

Türkiye’nin muhalefeti olmak yerine "bir avuç azınlığın" genel başkanı gibi davrandı.

Recep Tayyip Erdoğan gibi “kitleler peşimden gelir” özentisine kapıldı.

İyi de Başkan Erdoğan neyi, ne zaman, niçin yapacağını çok iyi biliyor.

Gezi eylemlerinde halkı sokağa çağırmadı.

Sözde Cumhuriyet Mitinglerinde halkı sokağa çağırmadı.

Çünkü bunlar devletin, hukukun içinde çözülecek mevzulardı!

Ancak devleti ele geçirmeye çalışanlar tankların paletini harekete geçirince Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da halkı harekete geçirdi ve çağrısı gönüllerde mâkes bularak darbe durduruldu.

Ah Özgür Özel ah!

Ne demek darbeyi bastırın?

Ne demek Yargıtay’a yürüyün?

Ne demek halk sokağa dökülsün?

Hangi dönemde yaşıyorsunuz Sayın Özel?

TBMM’yi harekete geçirirsiniz, eyvallah deriz!

“Anayasada ortaklaştığımız maddeleri düzeltelim” dersiniz, eyvallah deriz!

Fakat “Darbe, yürüyün, sokağa çıkın” derseniz olmaz.

“YARGITAY’DAN MI AYM’DEN Mİ YANAYIZ?”

Bu hususta “taraf” değilim.

Çünkü Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi zaten birer “hakem” konumundadır. Hakemler arasında taraflık yahut taraftarlık olmaz.

Kısa kısa anlatayım:

- Yargıtay, Danıştay ve Anayasa Mahkemesi arasında “biri diğerinden üstündür” kuralı yok, aralarında astlık üstlük ilişkisi yok!

- Bu mahkemeler karar alırken TBMM’nin çıkardığı anayasa ve kanunlara göre karar verirler. Bu sebeple aralarında bir ihtilaf varsa bunun çözüm yeri yine TBMM’dir.

- Bu mahkemelerin kendi görev alanları vardır. Her bir mahkeme “kendi görev alanlarının” en üst mahkemesidir, kararları kesindir, temyizi yoktur.

- Bütün mesele Anayasa’nın 83. ve 14. maddelerinin TBMM’de yeniden ele alınmasıyla ilgilidir.

Detaylara girersem mevzu uzar. Bu sebeple işin hülasası şudur ki hukuk devletindeki problemlerin tamamı yine hukuk yoluyla çözülür.

SON SÖZ: Bütün meselemiz aslında Gazze ve Filistin, yüreğimiz ve aklımız her an orada; zira bu savaş Gazze’de durdurulmazsa sınırlarımıza kadar gelecek. İsrail denilen barbar terör yapılanması bebeklerin boğazına yapışmış, nefessiz kalana kadar sıkıyor. Ama dünya ülkeleri “Müsaade ederseniz yardım gemisi falan gönderelim” diyor. Ne müsaadesi Allah aşkına ya! Bu zillet zinciri kırılmazsa onurumuz daha çok zedelenecek. Bu zillet durdurulmalı!