Trump'ın “Petrolü alırdık…” itirafının perde arkası: Dumanın kokusu başka bir şey söylüyor! tv100 Dış Haberler Müdürü Ahmet Yeşiltepe yazdı

ABD Başkanı Donald Trump'ın İran'a yönelik saldırılarının nedeni olarak gösterdiği "nükleer tehdit" açıklamaları suya düştü. Trump’ın sözleri, güvenlik maskesinin ardındaki gerçek 'kaynak iştahını' ve küresel enerji denklemini tüm çıplaklığıyla ele veriyor. Ahmet Yeşiltepe, tv100 okurlarına ABD-İran savaşında perde arkasında yaşananları yazdı.

Trump'ın “Petrolü alırdık…” itirafının perde arkası: Dumanın kokusu başka bir şey söylüyor! tv100 Dış Haberler Müdürü Ahmet Yeşiltepe yazdı

ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının ardından başlayan savaşta bir ay geride aldık. Orta Doğu'da gerilim artarken ABD Başkanı Donald Trump'ın geçtiğimiz günle ulusa seslendiği konuşmasında "İran'ın petrolünü alabilirdik. Ama biliyorsunuz, ülkemizdeki insanların bunu yapacak sabrı olduğundan emin değilim, bu da üzücü" dedi. 

Trump'ın nükleer tehdit nedeniyle başlattığını iddia ettiği saldırıların üzerinden bir ay geçti, ancak bugün gelinen noktada Trump’ın bu ifadesi savaşın gerçek motivasyonlarına dair ciddi soru işaretleri doğurdu. ABD Başkanının açıklamalarının ardından akıllara "Hedef petrol mü?" sorusunu getirdi. 

tv100 Dış Haberler Müdürü Ahmet Yeşiltepe tv100 okurları için kaleme aldığı analizde, ABD-İran savaşında ABD Başkanı Donald Trump'ın savaştaki asıl amacına yönelik perde arkasında yaşananları yazdı. 

İşte Ahmet Yeşiltepe'nin dikkat çeken analizi...

“PETROLÜ ALIRIZ” SÖZÜNÜN ARDINDAKİ SAVAŞ

Trump’ın cümlesi perdenin arkasını açtı: Bu savaş aslında güvenlik değil, bir kaynak savaşı.
“Alabilirdik ama Amerikan halkında sabır yok” diyor Trump; yani gerekçe değil, fırsat aranmış.
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran için sarf ettiği “İstersek petrolünü alırız” sözü, sıradan bir çıkış değil, savaşın perde arkasını ele veren bir cümle.

Resmi söylemde hedef “nükleer tehdit” olarak sunulurken, Trump’ın bu ifadesi savaşın gerçek motivasyonlarına dair ciddi soru işaretleri doğurdu.

Trump bir yandan “çekirdek hedefler tamamlanıyor, işi bitiriyoruz” diyerek zafer anlatısı kuruyor, diğer yandan petrol ve enerji hatlarını doğrudan gündeme taşıyor.

Bu tablo, savaşın yalnızca güvenlik değil, aynı zamanda enerji ve güç mücadelesi olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor.

Hadi, tekrar dinleyelim Trump’ın dünyanın bütün kameraları önünde yaptığı o açıklamayı;
“İran'ın petrolünü alabilirdik. Ama biliyorsunuz, ülkemizdeki insanların bunu yapacak sabrı olduğundan emin değilim, bu da üzücü. Biliyorsunuz, bu işin bitmesini istiyorlar... Ülkedeki insanlar şöyle diyor: ‘Sadece kazanın. Çok büyük farkla kazanıyorsunuz. Sadece kazanın. Eve gelin.’ Ben de buna razıyım, çünkü bol miktarda petrolümüz var.”

Bu sözler savaşın ahlaki kılıfını deliyor. Trump ulusa seslenişinde daha dikkatli, daha cilalı bir dil kurmaya çalıştı; çekirdek hedeflerin tamamlanmak üzere olduğunu söyledi, askeri başarı anlattı, sabır istedi.

"SAVAŞIN SİNİR SİSTEMİ"

Fakat 2 Nisan gecesi basına yaptığı açıklamada kullandığı “İran’ın petrolünü alabiliriz” ifadesi, savaşın ekonomik ve jeopolitik boyutunu gizlenemez hale getirdi.

Trump aynı anda Amerikalıların yüksek benzin fiyatları konusundaki kaygısını yatıştırmaya çalıştı, Hürmüz’e ihtiyaç duyan ülkelerin “gidip boğazı alması gerektiğini” söyledi ve ABD’nin buna mecbur olmadığını iddia etti.

Yani bir yandan “bu savaş stratejik zorunluluk” deniyor, öte yandan yük başkalarına havale edilip enerji denklemi çıplak biçimde konuşuluyor.

Bu, klasik Trump tarzı: faturayı başkasına bırakıp zafer afişini kendi duvarına asmak.
Daha önemlisi, petrol burada sadece “çalalım mı, alalım mı” düzeyinde bir kaynak iştahı değil. Petrol, bu savaşın sinir sistemi.

ABD-İsrail savaşı, Hürmüz’den geçen dünya arzının yaklaşık beşte birini aksattı. Brent petrolünün Mart ayında ortalama 97 dolar civarına çıktığını, bunun Şubat ortalaması olan 69 dolara göre yaklaşık yüzde 33 artış anlamına geldiğini hatırlatalım.

HEDEF PETROL MÜ?

Bu tablo, İran savaşının füze menzillerinin yanında, varil fiyatlarıyla da yürüdüğünü gösteriyor.
Dolayısıyla “hedef petrol mü?” sorusunun cevabı düz bir “evet” ya da “hayır” değildir.

Doğrusu şudur: Petrol tek hedef olmayabilir; ama petrol, savaşın hem bahaneyi büyüten hem maliyetini belirleyen hem de sonuçlarını küreselleştiren ana eksenlerinden biridir.
Bu savaş nükleer dosya kılığında bir enerji savaşı mı?

Kısmen evet, ama daha doğrusu bu savaş çok katmanlı bir güç savaşıdır. Nükleer program, hukuki ve siyasi meşruiyet üretmek için en elverişli başlıktır.

Kamuoyuna “petrol akışını, deniz yollarını ve bölgesel nüfuz dengesini yeniden şekillendirmek için savaşıyoruz” denmez; “nükleer tehdidi durduruyoruz” denir.

Ne var ki Trump, İran’ın taleplere boyun eğmemesi halinde enerji ve petrol altyapısına saldırı ihtimalini de açıkça ortaya koyuyor.

Bu, meselenin yalnızca santrifüjlerden ibaret olmadığını gösteriyor. Nükleer dosya kapıdan giriyor, enerji savaşı salonda oturuyor.

Trump’ın söylemindeki zikzaklar da bunu doğruluyor.

Bir gün “yakında bitireceğiz” diyor, ertesi gün “iki üç hafta daha çok sert vuracağız” diyor; bir yandan boğazı açmak için başkalarını çağırıyor, öte yandan petrol tesislerini hedef göstermeye devam ediyor.

Bu tutarsızlık, büyük stratejinin berraklığından değil, anlık baskılarla yönetilen bir liderliğin semptomu gibi duruyor.

Trump 2 Nisan’daki “petrol konuşması”nda birçok şeyi tekrarladı, az yeni ayrıntı verdi ve kamuoyunu ikna edecek net bir çıkış planı sunmadı.

Yani savaş var, tehdit var, maliyet var; fakat son durak tabelası yine yok!
Sanki direksiyonda haritaya bakmayan ama korna çalmayı çok seven biri var.

"DUMANIN KOKUSU BAŞKA BİR ŞEY SÖYLÜYOR"

Hedef yalnızca petrol değil; ama petrolsüz açıklanabilecek bir savaş da değil.
Bu savaşın tek nedeni petrol demek indirgemeci olur. İran’ın nükleer kapasitesi, İsrail’in güvenlik doktrini, ABD’nin bölgesel caydırıcılık arayışı, özellikle Çin’e karşı Hürmüz’ün denetimi, Körfez dengesi ve iç siyaset hesapları aynı dosyada üst üste binmiş durumda.

Ama petrolü tali unsur gibi görmek de ciddi bir hata olur. Çünkü savaşın ekonomik mantığı, uluslararası etkisi ve Trump’ın kendi ağzından taşan cümleleri, enerjinin merkezde olduğunu gösteriyor.

Daha açık söyleyelim: Netanyahu bu savaşın ateşini harladı; Trump ise hem o ateşe odun attı hem kameraya dönüp bunun bir “güvenlik şöminesi” olduğunu anlatmaya çalıştı.
Fakat dumanın kokusu başka bir şey söylüyor.

Nükleer dosya masada olabilir; ama masanın altında petrol haritası açık duruyor. Ve Trump o haritayı bir anlığına eliyle işaret etmiş oldu.