Türkiye’nin Doksan Yıllık Kadın Voleybolunun İlk Sporcusu

Filenin Sultanları 26 Temmuz Pazar günü Makao'da Brezilya'yı 3-1 yendi ve Milletler Ligi'ni ikinci kez kazandı. Ama kupayı alkışlayanların çoğu, Türkiye’de kadın voleybolunun nerede nasıl başladığını bilmiyor. Cevap bugünlerde değil. Doksan yıl öncesine gidelim; Türkiye’de sahaya çıkacak 6 kadın voleybolcudan 5’inin henüz olmadığını dönemlere.

Türk kadın voleybolunun ilk temsilcisi Fenerbahçe erkek voleybol takımında oynayan Sabiha Rıfat Gürayman hikayesine göz atalım bu hafta.

Türkiye’nin Doksan Yıllık Kadın Voleybolunun İlk Sporcusu - Resim : 1

İlklerin kadını Sabiha önce üniversitenin, sonra sahanın kapısını araladı

Sabiha Rıfat 1910'da Manastır'da doğdu. Hikâyesini özel kılan yalnızca voleybol değil. O, kadınların üniversiteye ilk kez kabul edildiği bir dönemde, 1927'de yeni açılan ve bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen Yüksek Mühendis Mektebi'nin ilk kız öğrencilerinden biri oldu. Yüzlerce erkek öğrencinin arasında, sınıf arkadaşı Melek Erbil ile iki kadından biriydi. Spora özellikle voleybola çok ilgisi vardı.

Spora olan ilgisi lisede başladı ama üniversite yıllarında hikâyeleştirildiğinden bahsedebiliriz. 

Ne tenis ne atletizm… Başka hiçbir branşla ilgilenmiyor. Sadece voleybol oynamak, derslerindeki başarısını voleybolda da göstermek istiyordu. Ama o dönemde karşısında büyük bir engel vardı. Voleybol takım sporu ama değil karşılıklı oynayacak iki takım 6 kişilik tek takım kuramıyorlardı. Çünkü kadın takımı kuracak sayıda kişide Sabiha’daki gibi istek yoktu. Bu yoldaki ilk yolcu olan Sabiha Rıfat çözümünü kendi buldu. Kural kitabında erkek kadın ayrımı bulunmuyordu. Fenerbahçe erkek voleybol takımında yer almak başvurdu. Takım yetkilileri ondaki voleybol oynama isteğinden ve yeteneklerinden etkilendi ve takıma seçildi.

Takımdaki erkek sporcular onun isteğini ve yeteneğini hemen benimsedi. Sahadaki performansı ile birlikte ona "Uçan Parmaklar" dendi. Sabiha da o kadar iyi oynadı ki hem kendisine duyulan saygı ve sevginin etkisi hem de performansı takımının kaptanı olmasını sağladı. O dönemin İstanbul şampiyonluğuna ulaştılar. Kimi kaynaklara göre 1927-1928 sezonu kimi kaynaklara göre 1928-1929 sezonu olarak bahsediyor ama bir kesinlik bulunmuyor. Şampiyonluk kupası Sabiha’nın ellerinde “Uçan Parmaklar”’ın arasında havaya yükseldi. Bir erkek spor kulübünde kaptanlık yapan ilk kadındı; rakip bulamayınca dağılan o takımın ömrü kısa oldu ama bıraktığı iz kalıcı oldu. Türk voleybol tarihine adlarını Dünya Şampiyonu ve Avrupa Şampiyonu olarak yazdıracak, Eda Erdem, Gizem Örge, Zehra Güneş (https://ercheaktas.com/zehra-gunes-25-yasinda-22-sampiyonluk/),   Hande Baladın, Küba’dan Türkiye’ye gelen Melissa Vargas (https://ercheaktas.com/multecilikten-mvpliye-melissa-vargas/) gibi isimlerin ablası Sabiha Rıfat Gürayman’ın adını tarihe yazacak takım olmuştu “Fenerbahçe Erkek Voleybol Takımı”.

Türkiye’nin Doksan Yıllık Kadın Voleybolunun İlk Sporcusu - Resim : 2

Saha içinde ilk kadın voleybolcu saha dışında ilk kadın mühendis

Sabiha Rıfat'ı tek başına voleyboluyla anmak, onu hikayesini yarım bırakmamıza neden olur. İlklerin kadını 1933'te mezun oldu. Türkiye’nin sahada fiilen çalışan ilk kadın mühendislerinden biri oldu. Ankara'da göreve başladığında kimse bir kadının baş mühendisliğe yükselebileceğine ihtimal vermiyordu. Beypazarı'nda tamamladığı köprüye halk Mühendis Sabiha’ya ithafta bulunmak için "Kız Köprüsü" adını taktı. Anadolu'nun dört bir yanında okullar, hükümet konakları, resmî binalar yaptı.

Türkiye’nin Doksan Yıllık Kadın Voleybolunun İlk Sporcusu - Resim : 3

Kariyerinin zirvesi ise Anıtkabir oldu. Bayındırlık Bakanlığı adına yapının kontrol şefliğini bir kadın yürüttü ve bu görevde on yıl kaldı. Farklı kaynaklardan edindiğim bilgilere göre bu görevi, eğitim hakkını borçlu hissettiği bir döneme ve Atatürk’e duyduğu vefanın karşılığı olarak gördü.

Doksan yıl sonra, aynı cesaret

Bugün Vargas'ın hücumunu, Zehra Güneş'in bloğunu, Melissa'nın kupayı kaldırışını izlerken hatırlamamız gereken bir isim var. Türk kadın voleybolunun bugün geldiği yer, kadınların sahaya ilk kez çıktığı o yıllarda atılan adımların üstünde duruyor. Filenin karşısına ilk geçen "uçan parmaklar" ile bugün dünyayı yenen eller, aynı hikâyenin iki ucu.