Bir ateşkes çağrısı üzerinden bir savaşı anlamaya çalışmak…

Putin’in "Teolojik Gerekçeli Ateşkes Çağrısı" daha önce hiç olmamışlık, farklılık, savaşın geleceğine dair yeni öngörüler ve umut üretmesi nedeniyle çok konuşuldu.

Putin’in "Rusya’nın dünyadaki tüm Ortodoksların Patriği olarak kabul ettiği" Moskova Patriği Kirill’in çağrısına uyarak emrettiği ifade edilen, Rus Savunma Bakanı Şoygu'ya hitaben yazdığı ve Kremlin'in internet sitesinde yayımlanan emirde şu ifadeler vardı:

“Çatışma bölgelerinde Ortodoksluk inancına sahip çok sayıda vatandaşın yaşamasına istinaden, Ukrayna tarafını ateşkes ilan etmeye ve onlara Noel arifesinde ve İsa'nın Doğuş Günü'nde ayinlere katılma fırsatı vermeye çağırıyoruz.”

Bu ateşkes çağrısına taraflar uysaydı, savaş düğümünün çözülmesine dair bir umut ortaya çıkabilir miydi?

Elbet çıkardı.

Ama olmadı.

Hatta taraflar bu ateşkesi ve verdikleri tepkileri, savaşı ilgilendiren bazı hesaplar nedeniyle peydahlanmış bir hile olduğuna dair birbirlerini suçladılar. Yazının konusu da bu zaten. Tarafların konuyla ilgili söylevleri üzerinden savaşı, savaşın ürettiği öfke, nefret, güvensizlikleri ve savaşın devamına dair ürettikleri etkileri okumaya çalışacağız.

Normalde bu kadar büyük bir yıkım, yayılma, biçim ve katman değiştirme riski taşıyan bu savaşın, en azından müzakereye evrilmesiyle ilgili kapının açık tutulması gerekiyordu. Bu olmadı. Üstüne bu kapıyı şimdi de birbirlerinin yüzüne çarptılar.

Bir de ateşkes için çabalayan Türkiye’nin ismini bu savaşın entrikalarına bulaştırdılar. Türkiye’nin ateşkesle ilgili çabası ve çağrısı, savaşın çetrefili didişmesi içerisinde, tarafların menfaatlerine hizmet edecek garabetler üretti. "Türkiye Rusya’nın menfaatlerine mi hizmet ediyor?" Çünkü bazı kesimlerce Türkiye’nin ateşkes çağrısı, Rusya tarafından "Patrik Kirill!in talebine istinaden" dense bile, eş zamanlı olduğu için Türkiye’nin çağrısını göze sokmaya çalışanlar oldu. Böyle olunca da aklımı şu geldi: Şeytan azapta gerek.

Böylesine bir savaşta iyi niyetli olmak yetmiyormuş demek ki. İyi niyetinin istismarını engeleyecek tedbirleri de geliştirmek gerekiyormuş.

***

Asıl konuya dönecek olursak, Putin’in ateşkes çağrısı sonrası tepkiler ve yorumlar gecikmedi. 

Zelenskiy’nin sözcüsü Serhiy Nikiforov, Rusya’nın savaşın ilk aylarında Paskalya için Ukrayna’nın önerdiği ateşkesi reddettiğini belirterek, Rusya’nın ateşkesi emellerine alet ettiğini iddia etti.

Aslında bu anlaşılabilir bir şey. Çünkü savaşta taraflar her zaman ateşkesi, menfaatleri doğrultusunda kullanırlar. Bu savaşan ordular için paha biçilemez bir fırsattır. Bu her zaman böyledir.

Nikiforov, Washington Post’a yaptığı açıklamada; “Geçen Paskalya’da ateşkes önerdik, Rusya görmezden geldi. Katolik Noel’inde de Zelenskiy Rusya’nın gerilimi düşüren önlemler almasını önerdi, Rusya bunu da görmezden geldi. 25 Aralık’ta Rus saldırılarında ondan fazla sivil öldü ve daha fazlası da yaralandı. Rusya’nın inananları veya insanların hayatını umursamakla alakası olmadığı kesin” dedi.

Bu nokta da Ukrayna tarafına hak vermemek elde değil. Eğer Rusya, Ukrayna tarafının teolojik gerekçeli ateşkes çağrılarına geçmişte karşılık verseydi, bu çağrısı daha anlamlı, samimi ve gerçekçi bulunabilirdi.

Konuyla ilgili söze; “İkiyüzlülüğünüzü kendinize saklayın” diyerek giren Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy’nin yakın ve etkili danışmanı Mykhailo Podolyak ise, Rusya’nın “işgal altındaki topraklardan çekilmesi gerektiğini, ancak o zaman ‘geçici ateşkes’ olacağını” vurguladı. Podolyak da Rusya’yı sivilleri öldürmekle suçlayarak, Ukrayna’nın sadece kendisini savunduğunu söyledi.

Ukrayna İçişleri Bakanlığı'ndan Anton Gerashchenko’ndan ise savaşın gerçekliğine atıfta bulunan bir başka iddia geldi: “Bu Rusların giderek zayıfladığına dair bir işaret. Askerlerinin ve ekipmanlarının yıkımına verilecek herhangi bir arayı kullanmak istiyor.”

Cümleler doğru, ama bir tarafıyla eksik. Ukrayna Ordusu'yla, Rus Ordusu'nun eş güdümde hırpalandığı, yorulduğu ve yıkıma uğradığı böylesine bir savaşta, Rusların aldığı hasar anlamlı, ama benzer hasarın Ukrayna Ordusu'nda olduğunu da unutmamak gerek.

Sonuçta mücadele ve savaşları yaşayan, takip eden biri olarak ölümden ve ölüm ağırlığından uzak 36 saatlik bir ateşkes, her an ölüme empati yapan, ölüm ve savaş yorgunu Ukrayna ve Rus askerlerine ilaç gibi gelecekti.

***

Öte yandan Rusların ateşkesi bir fırsat ya da başka alanlarda fırsat yaratıcı bir araç olarak görmeleri de bir başka gerçek.

Şöyle ki…

Bazı Rus analistler bile Putin’in Ukrayna’yı işgal etmesinden bu yana ilk kapsamlı ateşkes için çağrısında bulunarak; "Kendisini yüce gönüllü biri gibi göstermeye çalıştığı", bununda son derece akıllı bir halkla ilişkiler numarası olduğu iddia edildi.

Hatta Putin’in bu hamlesiyle; “Ukraynalıları Deccal olarak damgalamak istediği” bile dile getirildi. Böylece bu hamlenin, Rus halkında ve devletinde safları sıklaştırmasının, işgal ve istila sorumluluğunu üstünden atmanın, yeni bir seferberliğe teolojik ve ahlaki bir gerekçe üretme gayreti taşıdığı bile yazıldı çizildi.

Eğer böyleyse, bu ateşkes çıkışının çok akıllıca teopolitik bir hamle olduğunu öngörebiliriz. Öte yanıyla karşılaştığımız bu durum, tarihte ve günümüzde İslam, Yahudi ve Katolik dünyasında sıkça gördüğümüz kronik bir yaklaşıma karşılık geliyor. İnançların, teolojik hassasiyetlerin, siyasi emeller ve bazı devletlerin menfaatleri doğrultusunda kontamine kullanılmasına…

Doğru kavramları, motivasyonu bulması Allah’ın muradı olan İslam dünyasının da bu soruna ortak olmasına!

Neyse… devam edelim ve bitirelim.

Rusya’nın Rusça konuşan Ukraynalıları, “Kiev’deki Nazi rejiminin” zulmünden kurtarmaya çalıştığını tekraren söyleyen Margarita Simonyan da konuyla ilgili; “Kiev’deki gulyabaniler Ortodoks Noeli'nde bile ateşkesi reddetti. Açıkça anlaşılıyor ki onlar kardeşimiz değil. Şimdi artık biz ‘tasallut altındaki’ kardeşlerimizi kurtarma yükümlülüğümüzde daha da kararlıyız” dedi. Simonyan’ın Rusya’nın önde gelen kamu yayıncısı RT’nin baş editörü ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini destekleyen etkili bir propagandacı olduğunu da ekleyelim.

Anlaşılan o ki, Rusya bu teolojik gerekçeli "Ateşkes Çağrısını" kendi iç konsolidasyonu ve motivasyonu için kullanmak isteyecek.

Bizim de çabalarımız ne kadar iyi niyetli olursa olsun, savaşan tarafların ve arkada duranların bakış açıları, hesapları, öfke ve ihtirasları nedeniyle daha dikkatli olmamız gerekecek. Çünkü, bu savaş çok mert ya da namuslu değil.

Ve bir gün bu teolojik tabanlı didişme, hile, taktik ve stratejiler de tarihin ibretlik sayfalarında yerini alacak.

Bakalım kim bu savaştan doğru dersleri çıkartacak, tarihi misyonunu gerçek anlamda üstlenecek ve üzerine düşeni yapacak.

Yakın zamanda hem içte-hem kenar kuşakta (FETÖ, PKK, DAEŞ, Haşdi Şabi) hem de dışta çıkartılabilecek o kadar çok onulmaz ders var ki!

Yarın sahanın gerçekleri üzerinden savaşı ve savaşın geleceğini okumaya çalışmaya devam edeceğiz.