Gökyüzünün Kil Tabletlere Yazılan Hafızası
Astrolojinin yazılı tarihini araştırdığımızda karşımıza çıkan en önemli kaynaklardan biri Enūma Anu Enlil’dir. Adını metnin başlangıcındaki “Anu ve Enlil…” sözlerinden alan bu eser, tek bir kitap veya tek bir yazarın çalışması değildir. Farklı dönemlerde oluşturulmuş, kopyalanmış ve düzenlenmiş çok sayıda çivi yazılı tabletin meydana getirdiği geniş bir Babil göksel işaretler külliyatıdır.
Enūma Anu Enlil’in temelleri MÖ 2. binyıldaki Eski Babil metinlerine kadar uzanır. Ancak seri yüzyıllar boyunca gelişmiş, farklı bölgelerde değişik düzenlemelerle çoğaltılmıştır. Bu nedenle eserin tablet sayısı bazı kaynaklarda 68, bazılarında 70 olarak verilir. Günümüze ulaşan nüshaların önemli bir bölümü daha geç tarihlere aittir. British Museum’da bulunan örnekler arasında Eski Babil dönemine ait Ay tutulması metinleriyle MÖ 7. yüzyılda Asurbanipal Kütüphanesi için hazırlanmış Yeni Asur kopyaları birlikte yer alır.
Tabletlerin tamamı henüz eksiksiz biçimde yeniden oluşturulabilmiş değildir. Aynı tabletin farklı şehirlerde bulunan kopyaları arasında içerik ve sıralama farklılıkları görülür. Bu durum, araştırmacıların eserin Antik Yakın Doğu’da birden fazla düzenleme içinde dolaşımda olduğunu düşünmesine neden olmuştur.

Serinin yaklaşık 6.500 ile 7.000 arasında göksel ve atmosferik işaret içerdiği tahmin edilmektedir. Ay’ın ilk görünüşü, Ay ve Güneş tutulmaları, gezegenlerin görünür hâle gelmesi veya kaybolması, yıldızlar, haleler, bulutlar, gök gürültüsü, şimşek, rüzgâr, yağmur ve depremler külliyatın ele aldığı başlıca konulardır.
Metinler belirli bir düzen takip eder. İlk tabletlerde Ay’ın görünüşü ve diğer gök cisimleriyle ilişkisi incelenir. Devamında Ay tutulmalarına, Güneş’in görünümüne ve Güneş tutulmalarına yer verilir. Sonraki bölümlerde hava olayları ve depremler ele alınır. Serinin son kısmı ise yıldızlarla gezegenlere ayrılmıştır.
Enūma Anu Enlil’de bugünkü anlamıyla kişisel doğum haritası yorumları bulunmaz. Metinlerin temel konusu kralın, devletin ve toplumun geleceğidir. Savaş, yönetim değişikliği, ülkenin güvenliği, tarımsal verim, kıtlık, salgın, sel ve hava koşulları gibi kamusal meseleler öne çıkar. Bu nedenle eser, “mundane” veya “dünya astrolojisi” olarak adlandırılacak alanın erken kaynaklarından biri olarak değerlendirilir.
Tabletlerde kullanılan anlatım çoğunlukla koşullu cümlelere dayanır. Önce gökyüzünde veya doğada görülen bir durum kaydedilir, ardından bunun kral, ülke ya da komşu devletler açısından taşıdığı düşünülen sonuç aktarılır. Bu düzen, gözlenen bir işaret ile gerçekleşmesi beklenen olay arasında bağlantı kurmaya çalışır.
Ancak tabletlerdeki her cümleyi yapılmış gerçek bir gözlemin kaydı olarak kabul etmek doğru değildir. Cambridge History of Science’ta yer alan inceleme, işaret metinlerinde anlatılan bütün göksel olayların tarihlendirilebilir gözlemler sayılamayacağını özellikle belirtir. Külliyatın içinde geçmiş gözlemler, geleneksel yorumlar, kuramsal ihtimaller ve yazıcılar tarafından aktarılan bilgi kalıpları birlikte bulunmaktadır.
Babil ve Asur saraylarında gökyüzünü izlemek uzmanlık gerektiren bir görevdi. Eğitimli yazıcılar Ay’ı, Güneş’i, gezegenleri ve hava olaylarını takip ediyor; dikkat çeken gelişmeleri krala rapor ediyordu. Yeni Asur döneminden günümüze ulaşan yüzlerce rapor, bu bilgilerin yalnızca tapınaklarda saklanmadığını, devlet yönetiminde değerlendirilmek üzere saraya gönderildiğini gösterir.
Bu raporların amacı gökyüzünde görülen her olayı değişmez bir kader hükmü hâline getirmek değildi. Olumsuz kabul edilen bir işaret karşısında ritüeller, erteleme kararları veya yönetimi korumaya yönelik uygulamalar devreye girebiliyordu. Dolayısıyla göksel işaret, yaklaşan şartlara ilişkin bir uyarı olarak değerlendiriliyor ve yöneticinin buna göre hazırlık yapması bekleniyordu.
Serinin en tanınmış bölümlerinden biri, geleneksel olarak Enūma Anu Enlil’in 63. tabletiyle ilişkilendirilen Ammisaduqa Venüs Tableti’dir. Bu metin Venüs’ün Güneş’e göre ilk ve son görünürlük tarihlerini yaklaşık 21 yıllık bir dönem üzerinden kaydeder. Günümüze ulaşan kopyalar MÖ 1. binyıla ait olsa da metnin temelindeki gözlemlerin MÖ 17. yüzyıldaki Ammisaduqa dönemine uzandığı düşünülmektedir. Bununla birlikte Mezopotamya kronolojisindeki farklı tarihlendirme sistemleri nedeniyle kesin yıllar konusunda görüş ayrılıkları bulunmaktadır.
Enūma Anu Enlil astronomi ile astrolojinin henüz birbirinden ayrılmadığı bir bilgi dünyasına aittir. Ay’ın görünürlük zamanını belirlemek, tutulmaları sınıflandırmak, Venüs’ün hareketlerini kaydetmek ve hava olaylarını incelemek gözleme dayalı faaliyetlerdi. Bu gözlemlere kral ve devlet hakkında anlam yüklenmesi ise dönemin dinsel ve siyasi düşüncesinin bir parçasıydı.
Bugün Enūma Anu Enlil’i modern bir astroloji kitabı gibi okumak tarihsel açıdan doğru değildir. Eserde on iki evli kişisel doğum haritası, yükselen burç veya günümüzde kullanılan ayrıntılı bireysel yorum sistemi bulunmaz. Bu teknikler daha sonraki Babil ve Helenistik dönemlerde gelişmiştir.
Enūma Anu Enlil’in önemi, gökyüzünün binlerce yıl önce düzenli biçimde izlenmesi, gözlemlerin sınıflandırılması ve kuşaktan kuşağa aktarılacak bir bilgi arşivine dönüştürülmesidir. Tabletler, insanlığın gökyüzüne yalnızca hayranlıkla bakmadığını; orada gördüklerini kaydetmeye, karşılaştırmaya ve yaşanan olaylarla ilişkilendirmeye çalıştığını gösterir.
Bu nedenle eser astroloji tarihinin yanı sıra astronomi, yazı, arşivcilik ve devlet yönetimi tarihi açısından da temel kaynaklardan biridir. Gökyüzünün bilgisi ilk kez bu tabletlerle başlamadı fakat Enūma Anu Enlil, bu bilginin sistemli ve uzun ömürlü bir külliyat hâline getirildiği en eski büyük örneklerden biri oldu.