Her şeyi bilen adam Abdurrahman Boztaş hayatını kaybetti

Her şeyi bilen adam ve biz fırıldak değiliz sloganı ile tanınan Adana'nın en renkli simaları arasında yer alan Abdurrahman Boztaş hayatını kaybetti. Boztaş'ın sabaha karşı geçirdiği kalp krizi nedeniyle vefat ettiği açıklandı. Boztaş'ın cenazesi bugün toprağa verilecek.

Kaynak: tv100.com

Abdurrahman Boztaş... Araştırmacı, ressam, tarihçi, arkeolog, siyasetçi, tiyatrocu, sinemacı, sanatçı ama en başta gazeteci. Ondan da önce insan...

Adana bir değerini kaybetti. Sadece bir renkli sima değildi Abdurrahman Boztaş, Adana ve Adanlılar için bir değerdi. Onunla büyüyen nesil, anlattığı saçma, anlamsız bazen de aklın sınırlarını zorlayan hikayelerini dinledi.

"Her şeyi bilen adam"

Kendisine yaptırdığı kart vizitte o kadar çok titrisi vardı ki, adı "Her şeyi bilen adama çıkmıştı. Çoğu insan ona sadece Boztaş ya da Hocam diye hitap ederdi. Kendisine hocam denmesi en sevdiği hitaplar arasında geliyordu.

Gazeteci arkadaşları onun zaaflarından faydalanıp çeşitli şakalar ve oyunlar yaparken herkes aynı soruyu soruyordu kendisine, "Biz mi Boztaş ile dalga geçiyoruz, yoksa o mu bizimle?"

"Biz fırıldak değiliz"

Abdurrahman Boztaş bir dönem tüm Türk televizyon ve gazetelerinde de haber olmayı başarmıştı. 2013 yılında Adana Bağımsız (Kendi tabiriyle aynı zamanda bağlantısız) milletvekili adayı olduğunda yaptığı seçim çalışmaları çok konuşulmuştu.

Ellerini başının üzerinde daire şeklinde birleştirip "Biz fırıldak değiliz, bu tekere çomak sokmayın" sloganı dillere pelesenk olmuştu.

Kadir Demirçalı tarafından organize edilen Abdurrahman Boztaş'ın eşekli protestosu.

Eşekli protestosu olay olmuştu

Abdurrahman Boztaş bir dönem de Adana Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na adaylığını koydu. O dönem Boztaş'ın basın danışmanlığı görevini yapan Kadir Demirçalı, bir türlü tamamlanmayan ve Adanalıların büyük tepkisine neden olay metro inşaatını Boztaş'ı eşeğe bindirerek protesto ettirmişti.

Kentin caddelerinde dolaşarak bir türlü bitmeyen metroyu eleştiren Abdurrahman Boztaş'a çok sayıda vatandaş eşlik etmiş ve "Biz de fırıldak değiliz" sloganları atmıştı.

Dönemin belediye başkanı Aytaç Durak ise, "Eğer gerçekten sadece Boztaş ve ben aday olarak kalsaydık inanın bu reklamlar nedeniyle her şeye rağmen Boztaş kazanırdı" demişti.

İsmet Ramazan Selçuk'un kaleminden Abdurrahman Boztaş anısı...

Yıl 1995… Altın Koza Film Festivali etkinlikleri tüm hızıyla sürüyordu. Biz de gazeteciler olarak takipteydik. Bir akşam ben, Abdurrahman Boztaş, Murat Karaköseoğlu ve Basri Baş Seyhan Otel’e gittik, lobi de tek başına oturan “Bizimkiler” dizinin “Katili” Aykut Oray’la (rahmetli) karşılaştık. Oray, içkisini yudumluyordu, bizim de kafalar kıyaktı…

Yanına yaklaştık kendimizi tanıttık, sıra Boztaş’a geldiğinde Murat, aniden “Bu dümbük” deyiverdi. Rahmetli, Boztaş’ı tepeden tırnağa süzdü, sırtını koltuğa yasladı ve şaşkınlığını “Ney, ney” diye ifade etti.

Hemen araya girdim ve “Yanlış anlamayın Aykut Bey, bildiğiniz anlamda değil, sanatının dümbüğü” şeklinde düzeltme yaptım.

Muhabbet hoşuna gitmiş olacak ki, oturmamızı istedi. Seyhan Oteli lobisindeki geniş ve derin koltuklara kendimizi bırakıverdik.

Bir yandan Boztaş’ı keserken, bir yandan da “Hele bir anlatın bakalım, ‘sanat dümbüğü’ nasıl oluyormuş?” diye sordu.

Murat hemen lafa girdi, “Aykut Bey, arkadaşımız ressam. Kendi yaptığı resmi, yine kendisi pazarlıyor” sözleriyle başladı, tüm detayıyla izah etti ve Boztaş’ın kişiliğini de özetledi.

Rahmetli, Boztaş’a döndü kaş, göz ve el işaretleriyle doğru olup olmadığını sordu. O da ikna olmuş ki, “Arkadaşım doğru söylüyor. Ben sanatımın dümbüğüyüm” yanıtını verince Aykut Oray koptu, gülmekten neredeyse geniş ve derin koltuktan düşecekti. Kendini toparladıktan sonra “Gel bakalım dümbük kardeşim yanıma otur” davetinde bulundu.

“Ben sizi bu gece asla bırakmam” diyerek, sehpayı donattı. İlerleyen saatlerde muhabbetle birlikte samimiyet de epeyce arttı. Boztaş, Aykut Beye “Katil Abi”, O da Boztaş’a “Dümbük ressam” diye hitap etmeye başladı. Boztaş, yine abuk-sabuk fikirler ortaya attı. Aykut Oray’ın ayarıyla oynadı. Fıkralar, yaşanmışlıklar havada uçuştu, saatlerce gülmekten çenemiz, boğazımız ağrıdı.

Gece yarısını geçmişti “Katil Abi”den izin istedik bizlerle vedalaştıktan sonra Boztaş’a döndü, kağıda bir şeyler yazarak avucuna tutuşturdu.

Ve “Bak Dümbük kardeşim. Sana iki telefon numarası veriyorum. Biri benim evim, diğeri takıldığım Beyoğlu’ndaki Arif Keskiner’in mekanı. İstanbul’a gelir de beni aramazsan sana mabal atarım” dedi.

“Hayırdır Katil Abi!” diye sorduk, “Herkes bana, ben bu dümbük kardeşime gülüyorum. Hayatımda da bu kadar eğlendiğimi hatırlamıyorum” yanıtını verdi.

Odasına çıkmak üzere asansöre yürürken biryandan Boztaş’a bakıyor, biryandan da gülüyordu. Attığı kahkahalar ise lobiyi inletiyordu…