İlber Ortaylı’nın Bıraktığı Seyahat Dersi

Bazı insanlar yalnızca kitap yazmaz; bir ülkenin hafızasını da şekillendirir. İlber Ortaylı tam da böyle bir isimdi. Bugün sonsuz yolculuğuna uğurladığımız Ortaylı; tarihi yalnızca anlatmadı, şehirlerin nasıl okunacağını öğretti. Seyahat etmeyi ve coğrafyayla bağ kurmayı öğretti. Bir sokağa, bir camiye, bir hanın avlusuna bakarken aslında yüzyılların hikayesini gördüğümüzü hatırlattı. Ve belki de bu yüzden seyahat konusunda söylediği sözler, yalnızca bir gezi tavsiyesi değil, bir hayat önerisi gibiydi.

İlber Ortaylı’nın Bıraktığı Seyahat Dersi - Resim : 1

“Hiçbir yılınızı yeni bir yer görmeden, yeni bir şey öğrenmeden kapatmayın.”

Ortaylı’nın bu cümlesi aslında bir davettir. Keşfe, meraka ve öğrenmeye yapılan bir davet. Çünkü onun için seyahat, bavul hazırlayıp bir şehir görmekten ibaret değildi. Seyahat, kültürü anlamanın, geçmişle bağ kurmanın ve dünyayı doğru okumayı öğrenmenin bir yoluydu.

 Kendi coğrafyanı görmeden dünyayı anlamak

“Sen daha Sivas Divriği’yi, Ahlat’ı, Mardin’i görmemişsin; Venedik’i görsen ne anlayacaksın.”

İlber Ortaylı’nın ilk bakışta bir sitem gibi duran bu cümlesi aslında çok daha derin bir çağrıydı. Çünkü Ortaylı’ya göre seyahat, yalnızca dünyayı görmek değil; önce kendi coğrafyanı anlamaktı.

Bugün çoğu insan için seyahat denince akla önce Avrupa şehirleri geliyor. Fotoğraflar, meydanlar, kanallar, ikonik yapılar… Mesela Venedik. Dünyanın en büyüleyici şehirlerinden biri. Ama Ortaylı’nın işaret ettiği şey şu: Eğer kendi coğrafyanın hikayesini bilmiyorsan, gördüğün şehirler sadece birer manzara ya da dekor olabilir.

Oysa Anadolu’nun içinde başlı başına bir tarih atlası saklı.

Divriği’de taşın anlattığı bir mimari var.

Ahlat’ta mezar taşları adeta birer açık hava arşivi gibi durur.

Mardin ise sokaklarında yüzyılların birlikte yaşama kültürünü taşır.

Bunları görmeden dünyaya bakmak, belki de bir kitabın ortasından okumaya başlamak gibi.

Seyahat, elbette sınırları aşmak demektir. Evet yeni ülkeler görmek, farklı kültürleri tanımak insana bambaşka pencereler açar. Ama kendi coğrafyanı ve tarihini tanımak o yolculuğun asıl temelidir. Ve okumak görmek demek değildir çünkü yazılanla yaşanan bir değildir.

Klasiktir; çok gezen mi bilir çok okuyan mı tartışması vardır ve herkesin kendince bir görüşü. Seçim kişinin kendi tercihidir ama görmek yaşamaktır, okumak hayal etmek. İlber hoca da konferans ve konuşmalarında seyahat edin derken hep bu düşünceyi vurguluyordu;

İlber Ortaylı’nın Bıraktığı Seyahat Dersi - Resim : 2

“Bir yeri kitaplardan okuyabilirsiniz ama gidip görmek bambaşka bir şeydir.”

Çünkü görmek gözlem yapmaktır, okuyarak aktarılanı bilebilirsin ancak gözlemleyemezsin.

Bugün İlber Ortaylı’yı sonsuz yolculuğuna uğurlarken geriye yalnızca kitapları, dersleri ve televizyon programları kalmıyor. Aynı zamanda bir bakış açısı kalıyor, zihnimizde bir seyahat fikri bırakıyor;

Şehirleri sadece gezilecek yerler olarak değil, okunması gereken metinler olarak görmek. Gezin. Ama şehirleri sadece görmeyin, anlayın.

Belki de kendi coğrafyamızı görmeden gittiğimiz, gezdiğimiz ülkeler ortasından başladığımız birer kitaptır. Ve bir sonraki yolculuk planını yaparken şu soruyu sormak gerekir:

Dünyayı görmeden önce, kendi coğrafyamızı ne kadar biliyoruz? Çünkü insan en uzağı görmek için önce en yakını anlamak zorundadır.