Kefaletin kefareti neyse ki ağır olmadı…

Kefil olmak herkesin harcı değil.

Banka bile “Kefil olmak istediğin kişi parasını ödemezse bunu karşılayacak mal varlığın var mı? Ödeyebilecek durumda mısın?” diye sorar size. Memursanız maaşınızı ipotek eder, değilseniz evinizi…

Bu adam olay çıkarır mı? Hırsızlık yapar mı? Şiddet uygular mı?

Kime kefil olduğunuzu bileceksiniz.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel “Bir kişinin bile burnu kanamadan işçilerle birlikte 1 Mayıs'ın kutlanmasına ve Taksim Meydanı'nın boşalmasına kefaleti ben koyuyorum. Taksim'i 1 Mayıs'a açın, ben kefilim" derken acaba kime kefil oldu?

ÖZEL, POLİSE TAŞ VE FLAMALARLA SALDIRANLARA KEFİL MİYDİ?

Dün Saraçhane’de toplanan kalabalığın arasına karışarak Taksim’e giden yolu kesen polise ellerindeki yelkenlerle ve flamalarla saldırıp taş atan provokatörlere de kefil miydi?

Tüm Türkiye izledi ekranlardan. Baktım görüntülerine, eski sol dergilerden fırlamış karikatürleri andırıyordu hepsi. Asıl amaçları Emek Bayramı’nı kutlamak değil, polisle çatışarak tatmin olmaktı sanki. Kızıl bayraklı ve orak çekiçli flamalarla polisin üzerine saldıran, taş atan bu primatlar, 1970’lerde alınıp dondurulmuş embriyolardan türetilen mutantlar gibiydiler.

Polis orada Amerikan, Alman ve Fransız polisi gibi davranarak, her birini kıyasıya yerlerde sürükleyip, biber gazları ve tazyikli sular eşliğinde (Belki de çok sevdiğiniz ülke İsrail’in güvenlik güçleri gibi lağım sularıyla) sırılsıklam yaparak, ters kelepçe takarak dağıtmak yerine heykel gibi durmayı seçti.

Ya İÇLERİNDEN BİRİ ALANA SİLAH SOKSAYDI VE ATEŞ ETSEYDİ ne olacaktı?

Ortaya çıkabilecek olası ağır tablo karşısında CHP Genel Başkanı Özgür Özel bu kefaletin kefaretini ödeyecek miydi?

ÖZEL VE İMAMOĞLU O BASİRETİ VE FERASETİ GÖSTEREBİLDİ Mİ?

Şu bilinmeli.

Kalabalıkları yöneten asla AKIL değildir. Bir görüşe (*) göre “Kalabalık mantıksız, duygusal ve içgüdüsel davranır. Bir kalabalığın parçası haline gelen insan bir vahşi ya da çocuk durumuna gelir”.

Sigmund Freud kalabalıklarda zihinsel kapasitenin kolektif ketlenmesinden (donup kalma hali) söz eder. Bu donup kalma halinin sınır eşiği, KRİTİK KÜTLE olarak tanımlanır. Kabalıklar kritik kütle eşiğine geldiklerinde bir katalizör yardımıyla (Örneğin bir örgüt liderinin polis barikatını yıkın talimatı) deşarj durumu yaşar. Çünkü o anda kalabalıktaki her birey farklılıklarını kaybedip aynı şeyi hisseder:

Yıkmak ve yok etmek…

Öyleyse denebilir ki kabalıkları o alana toplayan yöneticilerin feraseti, basireti, olgunluğu ve barışçıl yaklaşımı belirleyicidir.

Dün Saraçhane’de toplanan mikro kalabalıkla bir arada olan CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nda böyle bir yetenek göremedik.

Hayır.

Bir kez daha “İyi ki Taksim Meydanı’nda değildiler” dedik.

Neyse ki polisin basireti, feraseti, olayları iyi yönetebilmesi sayesinde korkulan olmadı.

1 MAYIS 1977; KANLI 1 MAYIS… ORADAYDIM…

1977 yılının 1 Mayıs’ında yaşadık.

Yaşadım.

Üniversiteye yeni başlamış bir öğrenciydim.

Örgütlü gruplarla, sendikalarla değil, iki arkadaşım ve onlardan birinin Fransa’dan gelen Fransız Komünist Partisi (PCF) üyesi olan kız arkadaşı; hâlâ hatırlıyorum adı Annique’di- ile birlikteydik. Tam The Marmara’nın ön tarafında duruyor ve DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler’in konuşmasını bekliyorduk. Coşkulu ve heyecanlıydık. Tahminen 500 bine yakın insan, bize “yakın gelecekteki sosyalizm” in işaretini veriyordu. Öte yandan Tarlabaşı istikametinden akın akın kortejler geliyordu.

Bu satırları yazarken bile o sesi duyduğum anı hatırlıyorum. İlk silah sesini duyduğum anı yani. Sonra diğerlerini. Bayramlardaki çatapat sesleri gibi, peş peşe… Sonra koskoca Taksim Meydanı’ndan gökyüzüne yükselen uğultuyu ve çığlıkları. Hepsi kulaklarımda. İnsanları gördüm; kuvvetli bir rüzgârın sürüklediği sonbahar yaprakları gibi önümde savrulan binlercesini. Taş kesilmiştik adeta dördümüz de. Saniyeler içinde korku ve panikle akan insan kalabalığı bizi de önüne katıp sürüklemeye başladı. Arkadaşlarımdan biri yakınımızda ve sol tarafımızdaki Kazancı Yokuşu’na gidip oradan Fındıklı’ya inebileceğimizi söyledi. Dinleyip o tarafa gitmeye yeltendim, diğerlerine “Hadi” diyerek. Ama kalabalık bizi AKM’ye doğru sürükledi. AKM’nin Maçka’ya bakan tarafındaki otoparkında bulduk kendimizi. Otoparkın bir hayli yüksek olan duvarlarından atlamayı can havliyle başardık. Ağır ağır Dolmabahçe’ye yürürken aniden fikir değiştirdim ve onları yolcu ederek “Ben geri dönüyorum” dedim. Döndüm ve bir saate yakın zaman sonra alanda kalan yaklaşık 3-5 bin kişiyle 1 Mayıs’ı tamamladık. Kemal Türkler kürsüye çıkıp konuştu, dinledik. Çok tuhaf, kimse birbirinin yüzüne bakamıyordu. Utanıyor muydu, mahcup muydu, ezilmiş ya da yenilmişlik hissi miydi bilemiyorum o zamanki duyguyu. Ama bildiğim tek şey vardı, herkes çok üzgündü. Ben ve arkadaşlarım ise Kazancı Yokuşu’na doğru gitseydim orada hayatını kaybeden 34 kişiden biri olabilirdik.

Daha sonra çıkan tartışmalarda, araştırmalarda yüzlerce iddia ileri sürüldü. Kimi ilk merminin The Marmara’nın meydana bakan pencerelerinden, kimi de bugün Taksim Camisi’nin bulunduğu yerdeki Sular İdaresi’nin duvarlarından atıldığını söyledi. Silahlı şiddet eylemlerine potansiyelleri olduğu için Maocu grupları suçlayanlar oldu, Gladio ve CIA’in bu operasyonu yaptığını söyleyenler de.

Sonuçta 1 Mayıs 1977 büyük bir travma olarak günümüze dek geldi. AK Parti ve Tayyip Erdoğan 1 Mayıs’ı İşçi Bayramı olarak resmi bir bayram haline getirdikten sonra Taksim’de 2010 yılından itibaren yeniden 1 mayıslar kutlanmaya başlandı, 2011, 2012 ve 2013. Ve sonra 2013’ün mayıs ayının sonlarına doğru aynı Taksim’de Gezi kalkışması patladı. O kalkışmayla yaşanan vandalizmin boyutlarını tekrarlamaya gerek yok.

YASAKLAMA DOĞRU DEĞİL AMA İKTİDAR DA CHP DE GEÇ KALDI

Kitlesel gösterilerde provokasyon olabileceği ihtimali üzerinden yasaklamaya gidilmesi bence de doğru değil esasında. Gereken önlemler alınmalı ve emekçinin bayramı Taksim Meydanı’nda kutlanabilmeli. Bu konuda artık bir mutabakat sağlanmalı. Taksim Meydanı kimsenin FETİŞ ALANI değil. Tabii devletin tabusu olmaktan da çıkmalı. Ancak ben geçmişin bıraktığı izlerin hayli derin olduğunu ve bu yarayı kapatmanın kolay olmadığını da biliyorum.

Ama bu 1 Mayıs’ta hem muhalefet hem de iktidar geç kaldı. Gelecek yıla hazırlıklı, mutabakat içinde, herkes elini taşın altına koyarak 1 Mayıs’ı Taksim Meydanı’nda kutlar ve şeytanın bacağı kırılır umarım.

(*) Dr. Ahmet Koyuncu/Sürü Zekâsı