Neye Gönüllüsünüz?

Önümüzdeki günler, nelerden vazgeçtiğimizi ve bunu neden yaptığımızı daha açık fark edebileceğimiz bir dönem olabilir. Bir zamanlar fedakârlık diye geçtiğimiz kararların arkasında aslında neyi korumaya çalıştığımızı daha iyi görebiliriz. Bir anne çocuğu için kendi planını ertelemiş olabilir, bir kadın ailesinin düzeni bozulmasın diye kendi isteğini geri plana atmış olabilir, bir çalışan sorumluluğu üstlenirken emeğinin bir gün karşılık bulmasını beklemiş olabilir. Şimdi dönüp baktığımızda, verdiğimiz şey kadar karşılığında neyi umut ettiğimizi de sorgulayabiliriz.

Neye Gönüllüsünüz? - Resim : 1

Kadınların aile, çocuk, evlilik ya da çalışma hayatı uğruna nelerden vazgeçtiği daha görünür hale gelebilir. Zamanından, kariyerinden, kazancından veya yıllar önce kurduğu bir plandan feragat edenlerin hikâyeleri konuşulabilir. Burada dikkat çeken nokta, yapılan fedakârlığın büyüklüğünden çok bunun gerçekten bir seçim olup olmadığıdır. “Ben bunu istediğim için mi yaptım, yoksa benden beklendiği için mi?” sorusu önümüzdeki günlerde daha fazla aklımıza gelebilir.

Evini ve ülkesini geride bırakmak zorunda kalanların hikâyelerine de farklı gözle bakabiliriz. Bir mülteci yalnızca bulunduğu yerden ayrılmaz. Evini, alıştığı sokakları, mesleğini, çevresini ve yıllardır kurduğu düzeni de geride bırakabilir. Bütün bunların karşılığında aradığı şey bazen yalnızca güvende olmak, ailesini korumak veya yeniden başlayabilmektir. Bu dönemde bir insanın daha değerli gördüğü bir şeyi koruyabilmek için nelerden vazgeçebildiğini daha fazla fark edebiliriz.

Kayıplarımız konusunda da benzer bir sorgulama başlayabilir. Kaybettiğimiz her şey gerçekten elimizden mi gitti, yoksa başka bir şeyi koruyabilmek için o bedeli ödemeyi biz mi kabul ettik? Bir ilişki sürsün diye bir şehirden, aile rahat etsin diye bir iş fırsatından, maddi güvence sağlansın diye başka bir hayalden vazgeçmiş olabiliriz. Şimdi geçmişte kayıp gibi gördüğümüz şeylerin aslında hangi amaç uğruna verildiğini daha net anlayabiliriz.

Bir de verdiğimiz sözler var. O anın duygusuyla “Yeter ki bu olsun, ben şunu yaparım” dediğimiz cümleleri hatırlayabiliriz. Birine destek sözü vermek, bir alışkanlığı bırakmaya karar vermek, bir ilişki uğruna hayatımızda değişiklik yapmak… Şartlar gerçekleştiğinde, verdiğimiz sözün karşılığında bizden ne istendiğini daha iyi görebiliriz. İçgüdüsel olarak söylediğimiz bir cümlenin daha sonra gerçek bir sorumluluğa dönüştüğünü fark etmemiz mümkün.

Bugünlerde asıl mesele yeni bir fedakârlık yapmak değil, bugüne kadar neye gönüllü olduğumuzu anlamak olabilir. Kimin için zamanımızdan verdik, hangi amaç uğruna kendi payımızdan vazgeçtik, hangi kaybı başka bir şeyi koruyabilmek için kabul ettik?

Ve bundan sonra kendi payınızı nerede korumanız gerektiğini belirleyeceğiniz zamanlar geliyor.