Sahne Aynı, Rol Değişti

O, yıllar önce şehrin kültür merkezinde düzenlenen müzik gecelerinin değişmez solistiydi. Sahneye çıktığında ışık yalnızca onu takip eder, orkestra ilk notayı çalmadan alkışlar başlardı. Dolabında hâlâ o günlerden kalan pullu bir ceket, çekmecesinde de üzerinde yalnızca kendi adının yazdığı eski programlar duruyordu.

Kültür merkezinin kuruluş yıl dönümü yaklaşınca yeniden sahneye davet edildi. Telefonu kapatır kapatmaz ceketi dolaptan çıkardı. Omuzları biraz geniş, kolları biraz dardı ama aynanın karşısında hâlâ etkileyici görünüyordu. En azından kendisi öyle düşünüyordu.

İlk provaya eski şarkısının notalarıyla geldi. Fakat salonda onu tek bir orkestra değil; genç müzisyenlerden, dansçılardan ve farklı yaşlardaki amatör sanatçılardan oluşan kalabalık bir ekip bekliyordu.

Program sorumlusu konserin bu kez ortak bir gösteri olacağını anlattı. Herkes sahnede kendi yeteneğini gösterecek, final parçasını da birlikte seslendirecekti.

“Peki benim solo kaç dakika?”

“Üç dakika.”

“Ben yıllar önce yalnızca alkışlar durana kadar beş dakika bekliyordum.”

Sahne Aynı, Rol Değişti - Resim : 1

 Gençler önce birbirlerine baktı, sonra önlerindeki notalarla fazlasıyla ilgileniyormuş gibi yaptılar.

Prova başladığında eski düzeni geri getirmeye çalıştı. Işığın biraz daha parlak olmasını, mikrofonun ortaya alınmasını ve dansçıların arkasında durmasını istedi. Final parçasında herkesin aynı anda söylemesi gereken bölümü bile tek başına okumaya başladı.

Sesi hâlâ güçlüydü. Fakat şarkı ilerlemiyordu.

Bir süre sonra ekibin en genç solisti kendi bölümüne geldiğinde heyecandan sözleri unuttu. Herkes müziği durdurmaya hazırlanırken eski solist yanına geçti, notayı gösterdi ve birlikte söylemeye başladı. Genç kızın yüzündeki korku birkaç saniye içinde kayboldu. Şarkının kalanını yan yana tamamladılar.

Salondaki alkış bu kez yalnızca ona ait değildi. Garip olan, bundan rahatsız olmamasıydı.

Ertesi gün provaya pullu ceketiyle değil, elinde eski notalar ve bir kutu kurabiyeyle geldi. Bir müzisyene sahnede nasıl nefes alması gerektiğini gösterdi, dansçıların giriş zamanını çalıştırdı, genç soliste de şarkının en zor bölümünü öğretti.

Fakat yıllarca merkezde durmuş birinin kenarda kalması kolay değildi. Bazen kendisini tutamıyor, başkasının provasının ortasında kendi eski başarılarından söz etmeye başlıyordu.

“Bizim zamanımızda bu şarkının sonunda seyirci ayağa kalkardı.”

Program sorumlusu gülümseyerek cevap verdi.

“Belki bu kez şarkının başında herkes zaten ayakta olur.”

Gösteri gecesi salon tamamen doldu. Eski solist sahneye çıktığında seyirciler onu hemen tanıdı. İlk notayla birlikte geçmiş yılların alkışı yeniden yükseldi. Üç dakikalık solosunu bitirdiğinde ışıklar yavaşça diğer sanatçılara döndü.

Bir an sahnenin ortasında kalmak istedi. Sonra genç solistin elini tuttu ve onu yanına çekti. Dansçılar, müzisyenler ve koro da çevrelerinde yerini aldı. Final şarkısını tek bir yıldız değil, bütün ekip söyledi.

Perde kapandığında en büyük alkış yine geldi. Fakat bu kez adını tek başına duymuyordu. Alkış, sahnedeki herkesin üzerine dağılıyordu.

Kulis aynasında yıllardır sakladığı pullu cekete baktı. Ceket hâlâ güzeldi fakat artık ona eskisi gibi ihtiyacı yoktu. Çünkü yeteneğinin yalnızca sahnenin ortasında dururken değil, bir başkasının parlamasına yardım ederken de değerli olduğunu görmüştü.

Güneş’in Aslan burcunda Güney Ay Düğümü ile kavuşumu bizlere buna benzer bir hikâye anlatıyor. Geçmişte alkış aldığımız bir rol, eski bir başarı ya da yarım kalmış bir yetenek yeniden karşımıza çıkabilir. Ancak mesele aynı sahneye dönüp aynı oyunu tekrar etmek olmayacak.

Bu süreç bizlerden ışığımızı söndürmemizi değil, onu yalnızca kendimize çevirmekten vazgeçmemizi isteyecek.

Çünkü bazı yetenekler alkışlandığında parlar, bazılarıysa paylaşıldığında kalıcı olur.