Abdullah Ağar: Kafamda bir kurşun var. Ve ben gazi sayılmıyorum!

Bugün gaziler günü. Gazilerimiz, onlar bizim canlarımız. Onlar biz yaşayalım diye yaşamlarını ortaya koyan, kanlarını döken aslanlarımız. Şehadetin bir an öncesini, ölümü yaşayan evlatlarımız. Ve Gazi Atatürk’ün ifadesiyle; ‘Her türlü saygıyı, vefayı, onurlandırmayı hakeden’ yaşayan anıtlarımız.

Gazilere vefa, saygı ya da onlara verilen onur, sadece onlara değil! Aslında bir milletin kendine ve mücadelesine verdiği değeri yansıtan son derece önemli bir karine.

Yani devletin ve milletin gazisine gösterdiği saygı ve onur, aslında kendisine saygı duyması ve kendini onurlandırması.

***

Şimdi size bir soru soracağım.

Ve bir empati yapmanızı isteyeceğim:

Başkaları için canınızı ortaya koyar mıydınız?

Ölür müydünüz?

Hepimiz canımızın çok tatlı, vazgeçilmez olduğunu biliriz.

Bütün sevdiklerinizden, yaşamınızdan, geleceğinizden bir çırpıda vazgeçer miydiniz?

Peki ölümü göze alıp, canınızı ortaya koyarak, kanınızı dökerek, yaptığınız bu mücadele karşılığında uğruna mücadele ettiğiniz devletten ve milletten ne beklerdiniz?

Bunu parayla pulla ölçer miydiniz?

Ölçmezsiniz elbet. Çünkü bu ağır bir hakarettir. Üstüne bir de acı acı, dolu dolu doldura doldura söversiniz.

Peki sizi yaşamınızdan, geleceğinizden ve sevdiklerinizden koparan bu mücadelenin karşılığı ne olabilir?

Evet, bunun gerçek karşılığını ancak Allah verebilir.

Peki ya mücadele etmiş, kan dökmüş, yaralanmış, delinmiş, deşilmiş, sadece bedeni değil ruhu da örselenmiş bir kişi olarak sağ kalmayı başarmışsanız uğruna mücadele ettiğiniz devletten ve milletten ne beklersiniz?

Sanırım bunun bir karşılığı var: Onurlandırılmak, saygı görmek, taktir edilmek ve sahiplenilmek.

Yazının konusu da bu zaten.

Hak ettikleri onuru, hakkı, adaleti arayan insanlar.

Gazi oldukları halde gazilikleri kabul edilmeyen aslanlar.

***

Vefasızlık değil midir bu?

Adaletsizlik değil midir?

Lütfen kendinizi onların yerine koyun. Kendi çocuğunu onların yerine koyun. Ve bir kez daha sorun.

Vatan için, millet için, devlet için, canını ortaya koymuş, kanını dökmüş evlatlarımız, sırf uzuvlarını kaybetmediler diye, neden gazi sayılmıyorlar?

Abdullah Ağar: Kafamda bir kurşun var. Ve ben gazi sayılmıyorum! - Resim : 1

***

‘Gazilik’ normalde devlete ait bir kavram değil. İlahi bir kavram. İslam inanışında ‘Allah için’ ya da ‘Allah’ın değer verdiği kavramlar, değerler, ilkeler için’ yola çıkan, mücadele eden, canını ortaya koyan kişilere Allah’ın bahşettiği bir unvan.

Öyle ki karşılığı da ona göre. Allah indinde değeri çok büyük. Sonuçta canınızdan, geleceğinizden, sevdiklerinizden, dünyadan vazgeçiyorsunuz.

Sonra Müslüman Türkler ve Türkiye Cumhuriyeti devleti de bu kavramı benimsemiş, özdeşleştirmiş ve devletleştirmiş. Allah, Allah’ın değer verdiği kavramlar, değerler, ilkeler, insanlık için mücadele eden görevlilerine bu unvanı vermiş.

Devlet; Allah, değerleri ve değer verdiklerini benimsemesi, değer vermesi, kendisine bu şekilde bir vizyon ve misyon yüklemesiyle ve kendini bu uğurda araçsallaştırmasıyla bir kimlik, değer ve anlam üretmiş.

Ve bu aynı zamanda çok büyük bir onura ve güce neden olmuş.

Sonra terörle mücadele yılları başlamış.

Devlet bir başka devletle mücadele etmediği için midir, nedir, terörle mücadele eden asker, polis ve korucularına gazi diyememiş. Bir ‘malul gazilik’ kavramı geliştirmiş. Yani gazi sayılman ve devletin gazilere vereceği haklardan faydalanman için, sınırları, biçimi müphem ve tartışmalı yaralanma biçimlerini kriter almış.

Böylece devlet sadece ikircikli, askerini polisini içinden yaralayan bir form geliştirmekle kalmamış, gazilik kavramıyla oynayarak, devletin temel dayanağı da kendi eliyle balta vurmuş.

Tabiri caizse kendi ayağına kurşun sıkmış.

Son derece tehlikelidir.

***

Sonra 15 Temmuz olmuş.

Bu sefer devlet yanlışlarından birini düzeltmiş. Ama sadece 15 Temmuz gazileri üzerinden! 15 Temmuz’da yaralanan, vurulan, tanktan düşüp ayağı kırılan, hatta FETÖ'cüden tokat yiyen imamını dahi gazi olarak tanımlamış, onlara onur, unvan ve hak vermiş.

Bu doğru.

Allah’ı kullanarak Allah’a, insanlığa, vatana, millete ve devlete ihanet eden müşrik FETÖ’ye ve diğer din istismarcılarına karşı mücadele büyük bir cihat, büyük bir mücadele, büyük bir yeniden inşa ve bilinç hareketidir.

Peki ya diğer terör örgütlerine karşı mücadele edenler?

Kurşun yiyen, şarapnel yiyen, kanını döken, ölüme ve teröre karşı devlet ve millet adına meydan okuyan evlatlarımız?

Onlar yaralandıkları, kan döktükleri halde gazi değiller mi?

Onlar gaziliği hak etmediler mi?

Onların içinde uzuvlarını kaybedip, ‘sen kabul edilen seviyede uzuv kaybetmedin diye’ gazi sayılmayan mı ararsın, kafasında, göğsünde kurşunla şarapnelle yaşayan mı ararsın, ruhu, bedeni delik deşik mi ararsın, hepsi var.

Bu ölçülendirme kökten yanlıştır.

Bir vatan evladı, Allah için, Allah’ın değer verdiği ilkeler, değerler, kavramlar için, Vatan-Millet-Devlet için mücadele etmiş, kurşun, roket, havan, el bombası yemiş, şarapnel yemiş, mayına basmış yaralanmışsa, kanını dökmüşse, yaralanma seviyesi ne olursa olsun gazidir, gazi sayılmalıdır.

Aynı 15 Temmuz’da olduğu gibi.

Bu yapılmazsa…

Bu haksızlıktır, adaletsizliktir, devletin devlete ve devletine hizmet eden evlatlarına sahip çıkmamasıdır.

Devlet kavramlar, değerler, ilkeler üzerinde yükselir.

Ve devlet adalettir.

Devlet devleti kendi içinden vurmasın.

Gaziler gününüz kutlu olsun.

Saygılarımla.