Abdullah Ağar: Soçi zirvesi üzerinden savaşa, tahıla, Suriye ve Karabağ’a bir bakış

Cumhurbaşkanı Erdoğan Soçi’de Putin ile görüşecek. Görüşme başlıkları içinde: İkili ilişkiler, Ukrayna Savaşı ve tahıl meselesi, Suriye ve Suriye’ye yapılacak olası harekât, ve sonradan eklenen Karabağ Meselesi sayıldı. Her biri büyük başlıklar, büyük konular. Kısaca bakalım...  

İkili ilişkiler: Bunlar içinde yakın zamanda sorunlar yaşanan Akkuyu Nükleer Santrali dahil nükleer işbirliği, petrol ve doğalgaz alımı, karşılıklı ticaret ve turizm olmalı.

- Sn. Erdoğan Sn. Putin’in özellikle doğalgazla ilgili bir teklifinin olduğunu söylemişti –

Putin’in bu ‘Özel Teklifi’ özellikle önemli!

Bütün bunların üzerine zirvede Ege ve Akdeniz gündeme gelir mi? Rusya’nrın Yunanistan’da yaşamış olduğu gerginlik gündeme gelir mi? KKTC’nin Rusya tarafından tanınması gündeme gelir mi?  

Ukrayna Savaşı ve tahıl meselesi: Bu başlığın içerisine sanırım bir de savaşın yansımalarını, diğer bölgelere etkilerini, yakın zamanda ısınan Balkanlar (Kosova-Sırbistan gerginliği) ile Tayvan üzerinden yaşanan ABD-Çin gerginliğini eklemek gerekecek. Özellikle Malakka Boğazı üzerinden ABD’nin Çin’in boğazını sıkmaya kalkması, son derece can alıcı bir başlık.

Sonuçta Rusya şu an Ukrayna üzerinden Atlantik’le (AB ve ABD) ile savaşıyor. Aynı zamanda karşılıklı bağımlılık ve açmazlar üzerinden geliştirdikleri savaşın ruhuna aykırı bazı çarpık ilişkileri de mevcut. Örneğin; Avrupa’ya yılda 120 milyar m3 gaz pompalayan Transgaz doğalgaz boru hattı, üstte gümbür gümbür bir savaş giderken alttan gümbür gümbür gaz pompalamaya devam ediyor.

Ukrayna limanlarından bugün yola çıkan 3 gemi daha var. 12, 13 ve 33 bin ton mısır taşıyorlar ve Türkiye, İngiltere ve İrlanda’ya gidiyorlar. Lübnan'a gidişine izin verilen gemi 27 bin ton mısır taşıyordu. Bu tonajları neden yazdım? Ukrayna limanlarında bekleyen tahıl 22 milyon ton var. O zaman bunları taşımak için (pratikte görülen 12-13-33-27 bin ton taşıma kapasiteli bu gemilerle) en az 1.000 sefere ihtiyaç var.

Zaman ve koşullar keyfe keder olsa, sorun yok. Ama zaman çok dar. Çünkü Eylül yağmurları başlamadan önce tarladaki hasadın (~50 milyon ton) gireceği ‘bu 22 milyon tonu saklayan’ silolar boşaltılamazsa, yapılacak 50 milyon tonluk bu tahılın çürüme riski mevcut. Bu tahıl operasyonunun Ukrayna endeksli ekonomik değeri: Tahmini 30-45 milyar $. Büyük para! Bir de askeri angajmanları var. Eminim, manipülasyonu da mesajı da, bu büyüklük ve önemle orantılı olacak. Örnek mi; Rusların anlaşmanın ertesi günü Odessa’yı, daha sonra da Ukrayna’nın konuyla yakından ilgili tahıl kralı Vadaturskiy vurarak öldürmesi.

Yani süreç şu ana kadar bile son derece ilginç etki, provokasyon ve manipülasyonlara açık geçti. Evet, Rusya Ukrayna’nın tahıl ihracatına izin vererek, yaptırımları delecek şekilde kendi limanlarından tahıl ve gübre ihracatını taviz olarak koparttı. Ancak durum bu kadar basit değil.

Putin yaptırımları delme, insanı baskıdan kurtulma, kazanç ve ihracat inisiyatifleri elde etti, ama işin bir karşılıklı askeri kısmı (Odessa’ya çıkartma/çıkarttırmama ve Moskova’nın intikamını alma/aldırmama) ile tahıl sevkiyatını serbest bırakmadığı takdirde ‘başta gündeme gelen’ NATO’nun bunu zor kullanarak yaptırmaya kalkması meselesi var. Sevkiyat, şimdilik Montrö’yü zorlamadan, NATO savaş gemilerinin refakati olmadan, Rusya’yı baskılamadan başladı. Ama Rusya, Putin, Rus derin aklı bundan ne kadar memnun? Tabii bir de bunun karşı tarafı, yapmaya kalkabilecekleri, rahatsızlıkları var. Yukarıdaki füzeli örnekler de ortada.

Demem o ki, süreç hassas. Bazı güç ya da menfaat odakları süreci etkileyecek, maniple edecek, suçu bir başkasına atabilecek bir uyanıklık, bir sahte bayrak operasyonu yapabilir. O nedenle Soçi’de ‘konu üzerinden’ kendini gösterecek Erdoğan-Putin iradesi önemli. Bu noktada bu tahıl krizinin ürettiği/üretebileceği risklere ve silah olarak nasıl kullanılabileceğine bir bakmak gerekiyor:

- Açlık,

- Gıda zincirlerinde kırılma,

- İç istikrarsızlıklar/İsyanlar,

- Terörü tetikleme,

- Güç boşlukları,

- Ve GÖÇ!

Düşünsenize Afrika’dan Avrupa’ya akan milyonlar. Orada onları rezerve edecek Türkiye de yok! Burada göç ve iç istikrarsızlığa dair çarpıcı/güncel bir örnek verelim: Güney Afrika’da 8 kadına toplu tecavüzden 80 kişi tutuklanmış! Sekize seksen! Hayvanlar. Ama mesele sadece bu değil. Oluşan toplumsal infialle birlikte toplu tecavüze tepki gösteren göstericiler hızını alamayıp ülkedeki göçmenlere saldırmışlar. Kaçak göçmenleri sopalarla dövmüşler. Kamplarını ateşe vermişler. Üstüne dövdükleri göçmenlerin üstlerini soyarak kendine özgü bir başka tecavüz örneği sergilemişler!

Uzattık…

Asıl bir diğer-ilk sıcak başlığımız Suriye ve Suriye’ye harekât meselesi:

Çok sıcak ve büyük başlık. Ayrı bir yazı konusu. Artık çok detaya giremeyiz. Burada sadece şunu vurgulamak gerek. Tahran’da üçlü zirveden zaten bir sonuç çıkmazdı. Konu ikili konu. Sonuçta İran taraf. Rusya’nın İran’la da sorunları var. Özellikle enerji satışı ve Suriye’de hükümranlık konusunda. Suriye’deki hükümranlık için 4. Tümen-25.Kolordu üzerinden birbirlerini yemişlerdi. Rusya Ukrayna savaşıyla birlikte bazı taktiksel alanlardan çıktı. Buraları İran ve güdümündeki yapılar doldurdu. Şimdi Rusya buna nasıl bakıyor? 

Tabi burada artık bir de işin mezhebi fitneyi gark etme boyutu var. Bir de kabul etmek gerek Türkiye’nin hassasiyetlerini ve YPG/PKK üzerindeki baskısını Rusya’da, İran’da Türkiye’ye, ABD’ye ve YPG/PKK’ya karşı kullanmayı iyi biliyorlar. Biz de ABD’nin bizi satışının bu bedelini ABD’yle birlikte ödemeye devam ediyoruz.

İkinci sıcak başlığımız ise Karabağ:

Mutlaka konuşacaklardır. Mesele sadece çıkan çatışmalar, Rus’un etekleri altındaki Ermenilerin, Rus’un arkasında kalan Karabağ alanlarını istismar etmesi değil, kökendeki asıl mesele bence Rusların süreci istismar etmesi, istismara izin vermesi.

Rusların, şehit verdikten sonra antiterör operasyonuna başlayan Azerbaycan’ı ateşkesi ihlal etmekle suçlaması da bu noktada çok ilginç.

Sn. Aliyev’in ‘Putin söz verdi’ sözünü çok iyi hatırlıyorum. Acaba Putin verdiği bu sözü gerçekten tutacak mı? Tutacaksa ne zaman tutacak? Arkasında kalan Azerbaycan toprağını ve o topraklarda yaşayan Ermeni uyruklu Azerbaycan vatandaşlarını Azerbaycan’a ne zaman tevdi edecek?

Yoksa Azerbaycan bir oyunla mı karşı karşıya?

Sonuçta çok ilginç şeyler görüyoruz, duyuyoruz.

Ermenistan, Rus’un arkasında kalan alanlarda sözde Artsakh devletini, sözde başkenti Stephanakert’i (asıl adı Türkçe: Hankendi) diriltmek adına siyasi/askeri bir hareketlilik, ihtiras içinde olduğu görülüyor. Hoş, kavga biraz da buradan çıktı zaten. Doğallığında gelişen bir testten. Azerbaycan’ın üzerine düşeni yaptığı, savaştan sonra imzalanan ateşkes çerçevesinde Laçin yolunu yaptığı halde Ermeniler neden Laçin’den ve Zabuh köyünden çıkmıyor? Yoksa Rus’un himayesinde 30 yıl önce Suriye’den getirdikleri Ermenilerle birlikte Laçin ve Zabuh’u hale Ermenistan’ın malı mı görüyorlar? 

Bir de bütün bunların üstüne Rusların Donbass’ta, Trans Dinyester’de, Kaliningrad’ta yaptığına benzer şekilde Rus’un arkasında kalan alanlarda yaşayan Ermenilere Rus pasaportu verildiğine dair iddialar var. Hatırlarsınız, Rusya, Donbass’ta, Trans Dinyester’de, Kaliningrad’ta yaşayan/bulunan/Rus pasaportu taşıyanlar üzerinden hak iddialarında, etkilerde, askeri müdahalelerde bulunmuştu.

Balkanları bir anda ısıtan Kosova-Sırbistan gerilimi de (öncesinde ve sonrasında yaşanan maniplelerle birlikte) benzer bir EGEMENLİK MESELESİ yüzünden çıkmıştı.

Saygılarımla efendim.

@abdullahagar2