Kurum ve İmamoğlu kozlarını bir TV programında paylaşmalı mı?

Daha dakika bir, birileri hemen bu “olasılığı” dillendirmeye başladı.

Bilinen tabirdir:

“Kişi aynı delikten iki defa sokulmaz ve ısırılmaz.”

Çünkü Ekrem İmamoğlu 2019 seçiminde bu fırsatı hoyratça kullandı ve o seçimdeki sicili temiz değil.

Hiçbir ahlaki sınır tanımayarak ve karşısındaki aday Binali Yıldırım’ın naifliğinden sonsuz biçimde yararlanarak o tartışma programına şaibe bulaştırdı. Daha o vakit kendisine güvenilmeyeceğini, ayaküstü kırk yalan söyleyebilme potansiyeline sahip olduğunu göstermekle kalmamış, aynı zamanda nedense tartışmanın moderatörü olarak seçilen ve bugün Halk TV’de çalışan İsmail Küçükkaya ile programdan üç gün önce Taksim’de bir otelde gizlice görüşmüştü. O otel odası görüşmesinin fotoğrafları ortaya çıkınca da gayet pişkin şu sıvamayı yapmıştı:

“İsmail Küçükkaya bana geldi, zaten, ‘Sizinle görüşeceğim, ardından Sayın Binali Yıldırım’ı ziyaret edeceğim’ dedi. Gizli görüşme derken, kameraların önünde değildi ama gizli de değildi. Oturduk, konuştuk. Sorular, özel detaylar gibi konulara asla girmedim. ‘Siz aklınıza gelen her şeyi sorabilirsiniz’ deyip, kendilerini uğurladım.”

Bu çok “inandırıcı” açıklamanın ardından beklenir ki dediği gibi İsmail Küçükkaya Binali Yıldırım’ı da ziyaret etsin, değil mi? Hayır, telefon etmekle yetiniyor ve başarılar diliyor.

Ama bu skandalın öncesinde aynı İmamoğlu’nun Binali Yıldırım'a, "Soruları talep etti" diye açıkça yalan söyleyerek iftira attığını unutmayalım. Tam "Yavuz hırsız ev sahibini bastırır" misali önce algı oluşturuyor ki asıl “İŞ”ini örtebilsin. İsmail Küçükkaya bu iftirayı açıkça yalanlayarak, "Ekrem Bey'in bunu nereden çıkardığını bilmiyorum. Kendisiyle günlerdir konuşmadım ve hazırlamış olduğum soru yok. Binali Yıldırım'ın benden böyle bir talebi olmadı, olamaz” dedi.

Demek ki İmamoğlu bu iftiraları atarken meğer arka planda organize işler peşindeymiş. Bu hem siyaset hem de medya adına utanç vericiydi. Binali Yıldırım bu skandalların ardından, “CHP adayı, rakibim Ekrem Bey’in bütün Türkiye’nin pür dikkat beklediği tarihi buluşma öncesi, yüz yüze bir otelde danışmanlarıyla birlikte bir araya gelmiş olması GAYRİ AHLAKİ bir durumdur. Bunu kamuoyundan gizlemiş olmaları da ayrıca bir felakettir. Madem iki adaydır, beraber yayın yapacağız. Adayın biriyle yüz yüze aynı mekânda bir araya gelip konuşulması ve diğer adaydan bunun esirgenmesi, konuşulmamasının ne anlama geldiğini ben kamuoyunun takdirine bırakıyorum” dedi ama yine de programa çıktı.

Binali Yıldırım’ın bence o gece ekrana çıkıp bu durumu tüm seyircilere anlattıktan sonra ve “Size teke tek yayınınızda başarılar dilerim” diyerek masayı terk etmesi gerekirdi.

Zaten Binali Bey'in hataları orada başladı ve tüm seçim kampanyası boyunca devam etti.

Peki, biz ne gördük tartışma programında?

Sorulara önceden çalışmış öğrenci edasıyla, hangi sorunun hangi sırayla çıkacağını bilir gibi hazırlanan, kartonlarını tek tek ekrana gösteren bir Ekrem İmamoğlu.

ŞİMDİ SORALIM:

Her türlü centilmenlik kuralına çelme takan, hiçbir ahlaki kural tanımayan, güvenilmez biriyle halk önünde karşı karşıya gelinir mi?

Bugün olsa tv100'ü rahatlıkla önerirdim. Çalıştığım kanal olduğundan değil, hakikaten şu anda en tarafsız ve güvenilir kanal tv100 olduğu için. Dahası böyle kritik bir karşılaşmayı en doğru, sağlıklı ve güven içinde yönetebilecek en az iki moderatör sayabilirim tv100’den...

Ama ne oldu? Binali Yıldırım güvendi ve başına neler geldiğini hep birlikte yaşayıp gördük...

Kanal kadar moderatörün de ne denli mühim olduğunu anlatalım biraz.

Zira burada “güvenilirlik” konusunda defolu olan bir isim daha vardı ki o programın  moderatörü İsmail Küçükkaya’dan başkası değildi.

Kendisini dün sabah Halk TV’de, konuğu Bahadır Erdem ile sohbet ederken izledim bir süre. İyi Parti’den CHP’ye yanlayan, partisine ve Genel Başkanı’na konfor alanı bozulacak diye ihanet eden Bahadır Erdem, İyi Parti’den Milletvekili seçilen Nebi Hatipoğlu’nun AK Parti’den Eskişehir Büyükşehir Belediye başkan adayı olmasını eleştiriyordu iyi mi? Yahu insan en azından tencere dibin kara diye başlayan tekerlemeyi hatırlar değil mi? Vallahi kimsede utanma kalmadı. İsmail de ona eşlik ediyordu ne tuhaf ki.

İsmail, Nebi Hatipoğlu’nun Eskişehir’deki yerel basını desteklemek için açık açık, “Çok az maaş alıyorlar, onlara belediye şirketlerimizden asgari ücret vereceğiz” demesini de diline dolamıştı. Hakikaten etik olmayan ve aynı zamanda yerel basın patronlarını da utandırması gereken bir açıklamaydı bu.

Acemilik işte…

Ben Nebi Hatipoğlu’nun bu tür konularda Ekrem İmamoğlu’ndan ders alması gerektiğini düşünüyorum. Misal o gelir gelmez Olay TV’yi satın alıp televizyon sahibi olmak istedi ve anlı şanlı gazetecileri kendine bağlayıp istihdam etti. Ancak faş olunca vazgeçti, onun yerine kendisine angaje gazeteciler ordusu kurdu.

Nebi Bey, İmamoğlu’nun gazetecilerle bu “duygusal” gönül bağını nasıl kurduğunu öğrenmeli. Ekrem Bey bununla da kalmadı, İBB’nin tüm imkânlarını “reklam” adı altında Sözcü TV ve Halk TV için seferber etti. Kendini o denli patron olarak konumlandırdı ki “konuk” olduğu televizyon programında beğenmediği moderatörü tüm seyircilerin gözleri önünde fırçalayıp ayar verdi. Karşısındaki Denizler, İsmailler, İpekler anlamlı bir suskunluk içinde sıranın kendilerine gelmemesi için dua ediyorlardı. Patron kızdı mı alimallah sağı solu belli olmuyordu.

Ama Hatipoğlu’nun açıklamasının acıtıcı bir yanı da var. Malum her gazeteci, özellikle yerel gazeteciler İsmail Küçükkaya gibi milyonları götürmüyor.