Reyhan Aliusta

Reyhan Aliusta

Sedef cilt hastalığı değildir! İşte kurtulmanın yolu

Sedef hastalığı; dünya nüfusunun yüzde 2-3'ünü etkileyen cilt hücreleri ile karakterize olan kronik bir hastalıktır. Peki neden kroniktir? Neden hastalar sürekli ilaç kullanmak zorundalar? İşte Sedef hastalığı hakkındaki gerçekler...

Çünkü hastalığa neden olan organ ile hiç ilgilenilmemiştir. Bu organ bizim bağırsaklarımızdır ve burada mekanizma şöyle işler: Sağlıklı bireylerin bağırsakların da faydalı bakterilerin oranı çok yüksektir ve bu dost bakteriler bağırsağa kendileri yerleştiği için zararlı bakterilerin bağırsağa yerleşmesine engel olurlar. Fakat antibiyotik kullanımı, sağlıksız beslenme, stres gibi durumlar bu iyi bakterilerin sayısını azaltır. İyi bakteri miktarı azaldıktan sonra bağırsağa zararlı bakterilerin yerleşmesinin önündeki engelde kalkar, bağırsak yüzeyine zararlı bakteriler yerleşmeye başlar. Bu seferde bu zararlı bakteriler faydalı bakterilerin yerleşmesine engel olur yani orayı istila ederler. Bağırsağımızdaki zararlı bakteriler ve küflerin oranı artınca bu zararlı mikroorganizmalardan çeşitli toksinler salınır, bu toksinlere ilk olarak bağışıklık sistemi saldırır. Zaten bağışıklık sistemi hücrelerimizin çoğu bağırsaklarımızdadır. Eğer toksin miktarı fazlaysa bu sefer toksinler karaciğere ulaşır ve karaciğer tarafından yok edilmeye çalışılır. Eğer toksin sayısı çok çok fazla olduğunda da bu sefer karaciğerde yetişemez ve toksinler kana karışmaya başlar.

Kana karışan kimi toksinler cildimizde ki farklı tabakalara, kimi eklemlere kimi de başka organlar da birikir. Biriken bu toksinlere bağışıklık sisteminin saldırması sonucu da otoimmün hastalıklar olur.

Özetle bağırsaklardan kaçıp, kana karışan ve cilt altında biriken toksinlere kendi bağışıklık sistemimizin saldırması sonucuyla Sedef hastalığı oluşur.

Bağırsak florasının bozuk olmasının bir diğer sonucuda bağışıklık sisteminin bir numaralı tehdidinin toksinler olması ve bu toksinlere göre silah yapmasıdır. Bu nedenle bağırsak florası bozuk bireylerin bağışıklık sisteminin tüm imkanlarini toksinlere saldırmak için kullanması sonucu diğer virüslere saldırmak içinde silah üretememesidir. Yani kişi Sedef hastası olduğunda diğer virüslere ve mikroplara karşı vücudu savaşamaz hale gelir.

Sedef hastalarının hikayesi bu toksin kaçışıyla başlar. Kaçış devam ettiği sürece hastalık devam eder. Buraya kadar çok anlaşılır bir dille ifade edersek bağırsağı hasarlı vücut sedefi beraberinde getirir ve bağırsak düzelmediği sürece sedef hastalığı geçmeyecektir.

Bu hastalıktan mağdur olan insanlar kesinlikle bir korkuya kapılmasınlar. Çünkü yapmış olduğumuz çalışmalar neticesinde bağırsak içerisindeki faydalı ve zararlı bakterilerin dengeye gelebileceği ve bağırsak duvarının tamir olabileceğini ifade edebilirim. Bu ifademi şu şekilde açıklsyım: Biz çalışmalarımızda "akasya gamı" kullandık. Akasya gamı; akasya ağacının gövdesinde çıkan bir reçinedir. Bu reçine mide asitinden etkilenmez ve bağırsağımıza kadar ulaşır.

Bağırsamızda ki zararlı bakterileri gönderip detoksifikasyon yaparken oradaki iyi bakterileride besler. Akasya gamı dünyada bilinen en güçlü prebiyotiktir, yani dost bakterilerimizin en sevdiği gıdadır.

Bağırsağımızdaki faydalı bakteriler artarken zararlıların azalması ve toksin kaçışını sona erdirdiği için Sedef gibi otoimmün hastalıkların oluşması engellenir. Özetle söyleyecek olursak; Sedef hastalarının yapmaları gereken en önemli tedavi başlangıcı; bağırsaklarını sağlıklı hale getirmeleridir.

Diğer Yazıları