Salgın hastalıklar kapımızda, hazır mısınız?

Sadece belediyede ve hükümette değil.

Bakıyorum herkeste bir rehavet.

İki taraf da birbirinden bekliyor. Kimin başına patlarsa o kaybeder mantığı hâkim anladığım kadarıyla.

İnsanlarımız da bir tuhaf. Pompei’nin son günlerinde sanki herkes.

Hele medyamızın umurunda bile değil. Arada sırada, haber bültenlerinde iki dakikalık haber yapınca görevlerini yerine getirmiş oluyorlar. Bu durumda programlarda oturup bu konuyu da konuşmalarını beklemiyorsunuz herhalde. Kemal Kılıçdaroğlu ne yapacak, Özgür Özel tavşan aday mı, Ekrem İmamoğlu kime ne şey ettirdi vb. “derin mevzular” varken, salgınla hayatını kaybedecek insanlarımızın, çocuklarımızın, bizlerin ne önemi var. Mühim olan CHP ve İYİ Parti arasındaki kavga.

Oysa geliyor gelmekte olan.

Dikkat edin, son zamanlarda İstanbul’da bir İSHAL SALGINI baş gösterdi, sebebini tahmin edebiliyor musunuz?

EN FAZLA BİR BUÇUK AY VAR VE GÖRÜNÜRDE YAĞMUR YOK

Dün İSKİ’nin sayfasına baktım, barajlarımızdaki doluluk oranı yüzde 24,15’e düşmüş. Yani bir aylık su kalmış. Önümüzdeki bir hafta on gün yağış görünmüyor. Gelecek yağışlara da umut bağlamamamız gerektiğini söylüyor hava durumcuları. Her gün 3 milyon 312 bin metreküp suyu lüp diye tüketiyoruz. Tasarruf masarruf hak getire. Bahçeler, golf sahaları çatır çatır sulanıyor. Yüzme havuzları zaten doldur boşalt durumunda. Sadece su pahalandı diye biraz ara verdiler, basıyorlar kloru, iyonizasyonu. Terkos ve Büyükçekmece başta en az altı barajda su bitti.

Melen ve Yeşilçay’dan gelen sularla kalan zamanımız en fazla, taş çatlasa bir buçuk ay.

Peki ne olacak? Hiçbir tedbir alınmayacak mı?

İSTANBULLULAR KADERİNE Mİ TERKEDİLECEK?

Bu sorun sadece İstanbulluların değil, tüm Türkiye’nin hatta dünyanın tehdit altında olması demek.

Susuzluktan kaynaklı bulaşıcı hastalıklar yayılmaya başladığında günlük yolcu trafiği 1 milyon olan İstanbul’dan diğer şehirlere ve ülkelere bulaşma olmayacak mı sizce? Karantina kaçınılmaz hale gelirse halimiz nice olur?

Birileri ERİS varyantı ile falan kafayı bozacaklarına bu işe kafayı yorsalar bence daha iyi olur; İshal, tifo, kolera, dizanteri, beyin yiyen amip, bağırsak paraziti, viral hepatit ve brucella…

Nasıl, iyi mi? 

ACİLEN YAPILMASI GEREKENLER VAR

1- Çok yoğun bir SU TASARRUFU KAMPANYASI başlatılmalı ve yapılacaklar tek tek anlatılmalı tüm medya organlarıyla birlikte.

2- MEDYA ve sosyal medyada bu konuya en geniş yer ayrılmalı.

3- Tüm müstakil evlerin bahçelerinde sulamayı önleyecek ETKİN TEDBİRLER alınmalı ve denetimler yapılmalı. Bu konuda çalışma başlandı ama yetersiz olduğunu biliyorum ve gözlüyorum.

4- İBB ve ilçe belediyelerine ait park-bahçelerde, refüjlerde, golf sahalarında, artı yüzme havuzlarında hâlâ temiz su kullanılıyor, acilen denetim yapılarak yasaklanmalı. Park ve bahçelerde çim biçilmesine son verilmeli.

5- İstanbul'da araç yıkama acilen yasaklanmalı.

6- Evlere en az iki adet suyu yüzde 60 oranında tüketen aeratörler ya da sensörlü musluklar dağıtılmalı.

7- İstanbul'da önce 500 m2 ve üzeri binalarda, AVM'lerde, tüm okullarda, OSB'lerde, otellerde ve hastanelerde yağmur suyu hasadı zorunlu hale getirilmeli, teknik destek verilmeli ve yağmur suyunun zerresinin dahi boşa akması önlenmeli.

8- Barajların yaz aylarında buharlaşmasının önüne geçebilmek için etkin tedbirler alınmalı. Buharlaşmayla en az bir aylık suyu kaybediyoruz.

9- Kuruyan kısımlardan başlayarak barajları derinleştirmeli, gelecekte su tutma kapasitesini artırmalı. Çünkü bazı yıllarda çok yağış olunca barajlardan su boşaltıldığı da bir vaka.

10- Toprağımsı, otsu ve küf kokan su içilmez. Küf kokusuna sebep olan Methylisoborneol kirleticileri sıkı şekilde kontrol altına alınmalı ve izlenmelidir. Kokan su içilmemeli, hatta kullanılmamalı.

Ama siz sıkıntıya girmeyin İBB Başkanı olmaya karar vermekte zorlanan Sayın Ekrem İmamoğlu. Salgın hastalık tehlikesinden daha önemli işleriniz var biliyoruz, CHP Genel Başkanlığı’nı ele geçirmek gibi. Dört yılda İstanbul’da su kaynaklarını artırmakla ilgili, ilaç niyetine bir çalışma bile yapılmadı, bırakın hayata geçirmeyi. Pes doğrusu.

Hükümet yetkilileri İBB dışında metro yapmayı çok seviyor. İyi hoş da su sorunu ne yazık ki onların da gündeminde yok.

MELEN BARAJI FACİASI VE SONUÇLARI

Bir MELEN BARAJI hayalimiz vardı hani, hatırlayan var mı? Eski Çevre ve Şehircilik Bakanı'mız Veysel Eroğlu 2018 yılına kadar, “Açıldı açılıyor, Aralık 2018’de su biriktirme başlayacak” diye onlarca kez ilan ettiği, İstanbul’un su ihtiyacını 50 yıl süreyle halledeceğini söylediği Melen Barajı da çöp oldu. Lafın gelişi değil ha, gerçekten ÇÖP… Çünkü bir de bakmışlar ki müteahhit firmanın yapım hataları yüzünden baraj duvarları çatlıyor. Allah’tan su biriktirmeden evvel farkına vardılar da iptal ettiler bu işlemi. Yoksa, Allah muhafaza, Libya’da olanın benzeri bizde de olurdu. Bu barajda 1 milyar metreküp su toplanması bekleniyordu. İstanbul’daki barajlarda tam doluluk durumunda 900 milyon metreküp su toplandığı için, misal İstanbul’a üç yıl yağmur yağmasa bile problem yaşamayacaktı ahali. Ekrem İmamoğlu İBB Başkanı olur olmaz yaşanan ilk su sıkıntısında gitti Melen Barajı’nı inceledi ve duvarlarının çatladığını duyurdu ve hükümeti suçladı. O zaman çıktığım yayınlarda “İmamoğlu haklı” dedim. Ama sonra o da dut yemiş bülbüle döndü. Tahminim kendi de müteahhit olduğu için barajı yapan müteahhitler tarafından ona bir ihtar verildi.

HÜKÜMET HATASINI DÜZELTMELİ VE MELEN BARAJI DERHAL YAPILMALI

Evet, sorun büyük. Salgın hastalık kapımızda ve bizdeki rehavet peygamber çatlatacak türden. Müteahhitti kimse cezasını ödemeli, başka bir müteahhit ile anlaşma yapılmalı, halk diliyle de parası neyse ödenmeli. Bunu yapma görevi de HÜKÜMETE ait. Hatasını düzeltmeli. Bu iş dört yıl önce başlasaydı bugün çoktan bitmişti ve barajda su birikmişti bile. Biz de bu sorunu konuşmuyor olacaktık. Çok yazık.

DENİZ SUYU ARITMA TESİSİ KURMAK İÇİN BİR GÜN BİLE KAYBEDEMEYİZ

Son olarak Hükümet ve İEBB il ele vererek İstanbul’da DESANİLASYON denilen DENİZ SUYUNU ARITMA tesisleri kurulması için gereken adımları derhal atmalılar.

Desalinasyon dünyada gittikçe daha çok kullanılıyor. İhtiyaç duyulan ve gelişen bir teknoloji. Özellikle Ortadoğu ülkelerinde çok yaygın. İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Öğretim Üyesi Doç. Dr. Derya Yüksel İmer’in verdiği bilgiye göre Katar ile bu konuda çalışmalar sürdürülüyormuş. Katar içme suyunun yüzde 97’sini denizden karşılıyor ve bu teknolojiye sahip. Ama burada CHP’liler NEDEN KATAR diye bağırıp çığırabilirler tabii, serbest.

Deniz suyu arıtımının en basit anlatımı şu:

"Yüksek basınçlı membrandan geçirilerek suyun tuzu alınıyor ve tuzu alınmış suya bir ek arıtma uygulanarak su kullanılabilir hale getiriliyor.”

Suudi Arabistan bu işe ta 1928 yılında bir batan savaş gemisindeki teknolojiden istifade ederek başladı. Halen bu ülkede günlük 6 milyon metreküpten fazla deniz suyu arıtma kapasitesine sahip 33 desalinasyon tesisi bulunuyor. Yani yılda İstanbul’un yılda kullandığı suyun üç katını üretiyor. Riyad yönetimi, 2027'ye kadar günlük deniz suyu arıtma kapasitesini 7,5 milyon metreküpe çıkarmayı planlıyor.

Birleşik Arap Emirlikleri, su ihtiyacının yüzde 42'sini deniz suyu arıtmayla karşılıyor.

KATAR’da ise günlük üretim kapasitesi 2 milyon metreküpten fazla başlıca 3 arıtma tesisi bulunuyor.

Anadolu Ajansı bu konuda bir haber araştırma (*) yayınladı. Ben deniz suyunu arıtan diğer ülkeleri sayayım size. Bahreyn, Kuveyt, İran, Gazze, İsrail, Fas, Cezayir.

Kısaca bir SALGIN HASTALIK durumunda NELERİ KAYBEDECEĞİMİZİ ülkemiz dâhil tüm dünyayı kasıp kavuran PANDEMİ’den biliyor olmamız gerektiğini düşünüyorum. 

Psikolojimizde, sosyal dokumuzda yarattığı tahribatın yanı sıra büyük bir ekonomik çöküntünün eşiğine bizi getirebilir. İstanbulluları belediye başkanı sıfatlı bu basiretsize terkedemezsiniz.

Yeniden ÇIĞLIK ATARAK hükümete sesleniyorum. Çünkü onlara güvenmeye devam ediyorum. Çığlıkların tükendiği an aynı zamanda bitiş düdüğüdür, herkesin bilmesi elzem olan bu.

(*) https://www.aa.com.tr/tr/dunya/orta-dogu-ulkeleri-kurakligi-deniz-suyunu-aritarak-asmaya-yoneldi/2796642